DİYARBAKIR VE BATMAN’DAN SELAM VAR…

Uzun süredir beklediğim Diyarbakır yolculuğumun vakti geldi.

17 Haziran günü sabahı 06.55 uçağıyla, çıkacağımız yolculuğumuz malum olarak erken başladı.  İETT’yi bir kere daha takdir ettiğim hatlarından biriyle Sabiha Gökçen’e ulaştım. E-10 hattı, muhteşem bir hat…

Yolculukları seviyorum. Bazen insanın kendisine yaptığı yolculukları kısaltıyor yeryüzündeki yolculuklar…

Uçak da harikaydı… Uçağa binerken, fark ettiğim birkaç şey oldu. Yabancılar fazlaydı. Özellikle Almanlar… Ve Almanlara eşlik eden Kürt kardeşlerimiz… Değişik bir hüzünle ayrıldım İstanbul’dan; Diyarbakır’a heyecanla indim. Orada beni bir sürpriz bekliyordu:)Hayriye Ablalar havaalanına gelmiş. Nasıl şaşırdım ve sevindim. Onlar da Sivas Şarkışla’dan geldiler. Diyarbakır’dan bize eşlik edecek Nazife Hanım’ı telefonla aradık, malum, uçak 30 dk rötarla gelince o da merak etmiş, aramış. Tren garında buluşup evine geldik. Harika bir kahvaltının ardından Diyarbakır gezimiz başladı.

İlk durağımız Ulu Camii’ydi. Ulu Camii’nin havası çok güzel… M.S 6OOlü yıllarda yapılmış. Aslında kiliseymiş, daha sonradan camiye çevrilmiş. Taş bir yapı… Öğle namazını Ulu Camii’de kıldık. Cemaati de kalabalıktı, çok hoşumuza gitti. Caminin avlusunda enteresan bir görüntü vardı. Abdesthane iki tane… Sebebi de Hanefi ve Şafiler için ayrı ayrı abdesthaneler düşünülmüş olması… Malum, Şafilerin abdestlerini muhafaza etmeleri içinJ Çok hoş düşünülmüş. Medrese kısımları hala Diyanet tarafından Kuran kursu olarak kullanılıyor. Ulu Camii’nin manevi havası çok yoğun hissedilen yerlerdendi.

Ulu Camii’nin hemen arka tarafında Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ve sonradan müze yapılmış ev var. Ara sokaklardan ilerlerken WC lerdeki ek olarak yazılmış yazılar dikkatimi çekiyor. Soğuk ve Sıcak duş alınırJ Hakikaten sıcak memleket… Kendimi dinlemeyeyim diyorum ama etrafa bakarken gözlerim kısılıyor ve başımdan terler boşalıyor. Bir de kalabalık… Çocuk çok etrafta… Yolda yürürken Kürtçe şarkılar, türküler duyuluyor mağazalardan dışarılara. Ne kadar farklı buralar diyorum içimden. Yerli halk, biz gariplere bir tuhaf bakıyor:)Yabancı olduğumuz her halimizden belli… Rehberimiz Nazife Hanım, Süleyman Camii’ne giderken hemen köşede polis karakolunun ilersinde Dört Ayaklı Minare’yi gösteriyor. İlginç bir anıt… Oradan Süleyman Camii’ne doğru yürüyoruz. Yürürken de Nazife Hanım anlatmaya devam ediyor.

Süleyman Camii’nde Halid bin Velid’in oğlu Süleyman ve Sahabe-i Kiram’dan 27 zat yatıyor. Halid Bin Velid zamanında gelmişler ve şehit olmuşlar. Selçuklu tarzında olan, mimarisi Arap usulünde bir camii… Burada en çok dikkatimi çeken şey maalesef çok bakımsız olması… Bunu söylemek istemem ama Diyarbakır’ın genelinde bir bakımsızlık var. Bindiğimiz taksilerin belediye propagandası yapması gördüklerimizi yalanlamadı tabii ki… Sahabe-i Kiram’ın yattığı yerler böyle olmamalı; içim cız etti. Perşembe günleri normalde de çok kalabalık olurmuş. Malum Regaip Kandili de olduğundan maşallah kadın, çocuk, yaşlı dolu… Tabii bunların birçoğu parayla Yasin okumak için burada. Önce bir güldüm, anlatamam. Bana sürekli sorulan “Abla Yasin okuyum?”  sorularına bir süre cevapsız kaldım, bir süre sonra artık “Ben de size okuyabilirim” diyip geçiştirdim birçoğunu. Ne kadar acı… Gelenlerden para kazanmanın bir başka yolu… Hiç rastlamamıştım Allah için bu uygulamaya. Mersiye okuyan yaşlı amcalar da ayrıydı tabii. Bunların hepsi parayla yapılıyor.  Üzüntüyle birlikte karışık duygularla ayrıldık Süleyman Camii’nden. Diyarbakır Asefciler Çarşıs’ında dolaşırken karışıklık dikkatten kaçmayacak gibi. Açıkça söyleyeyim, iyi bir enerji almadım bu şehirden.

Bu kadar gezmeden sonra karnımızda epey acıkmıştı. Nazife Hanım bizi kendilerinin de sık sık gittiği bir kebapçıya götürdü. Malum, kebaba dayanamam. Hele de buralardakine… Ne hikmetse buraların etlerinden midir bilinmez, lezzetleri bir başka oluyor. Acısı, sumağı yerindeyken pek yenir oluyor. Buraların en güzel adetlerinden biri de, siz masaya oturuyorsunuz, hemen istemediğiniz şeyler bile masaya geliyor.  Ezme, yoğurtlu buğday, salata, nane, maydanoz…

Güzelce yemeğimizi yedikten sonra Nazife Hanım, hadi çıkıyoruz Diyarbakır surlarına, dedi. Söylendiğine göre bu surlar, Çin Seddi’nden sonra ikinciymiş.  12 uygarlığın kitabesini okumak mümkün surlarda. Surların üstünden Dicle Köprüsü de gözüküyor. Manzara harika, surların üstünden nehrin geçtiği yerler yemyeşil, diğer kısımlar çorak gibi gözüküyor.

Yorgunluk hissiyle birlikte Diyarbakır’ın enerjisi midir bilmem, hafif bir tükenmişlik hissi geliyor üstümüze. Bir an önce eve mi atsak kendimizi diye düşünüyoruz. Hatta eve giderken de Diyarbakır sarması alalım, dondurmayla bir güzel yeriz diye düşünüyoruz. Bu şehir beni çok yordu açıkça söylemek gerekirse. Sahabe kabirlerinin bakımsız olması moralimizi epeyce bozdu. İnsanların üç-beş kuruşa Kuran-ı Kerim okumaları da üstüne tuz biber oldu. Hayır, efendim, iki park yapmakla belediyecilik olmaz!

Eve kendimizi zor attık. Aslında kalmayı düşündüğümüz Diyarbakır’da, plan değişikliği yaparak hızlıca Batman’a geçmeyi tercih ettik. Bakalım Batman’da bizi neler bekliyordu? En azından orada sevdiğimiz bir dostumuz bizi bekliyordu:=)

Buranın havası birlikte olduğumuz herkesi ne hikmetse etkiledi. Soluğu Batman’da aldık tabii ki…

BATMAN MACERASI…

Batman’da Neslişah sultanın kardeşi tatlı Ebru bizi karşıladı. Aman Allah’ım, nasıl bir masa hazırlanmış. Çalışan bayan olmasına rağmen Neslihan Abla çok becerikli, çok zevkli ve ince… Allah razı olsun, beş yıldızlı otele taş çıkartır. Yıldız yetmeyebilir. Sadece yemekler değil, samimiyeti de yetti. İlk geldiğimiz akşam çaylarımızı yudumlarken balkonda, içimizde yeni bir şehre gelmenin tuhaf hissi, evdeki güven ve samimiyetle karışık duygular vardı. Çok geç yattık, anlat anlat bitmiyor konular, dönüp dolaşıp geliyor hepimizin içinde yokluğunu ve acısını hissettiğimiz arkadaşımız, konuşuluyor.

Batman’daki ilk günümüzde Midyat’a geçelim dedik. Mardin’e bir buçuk saat uzaklıkta… 10dk da bir araba kalkıyormuş. Çıktık yollara… Ağaçsız ormanların arasından süzülerek, Raman Dağı’nda petrol kuyularını seyrederek Midyat’a ulaştık. Midyat’a giderken Hasankeyf’den de geçtik. Hasankeyf’i ertesi güne sakladığımız için inmedik tabi.

Midyat’ın tam ortasında bir saat kulesi var. Hemen yolun sol tarafında ise gümüşçüler… Hatunları en cezbeden şeylerden olduğu için uzun süre çıkamadık bu kısımdan. Midyat’ta birçok filmin çekildiği konak en belirgin yapı ve tabii ki kiliseler…  Mardin’de bol bol kilise göreceğimiz için, ayrıntılı şekilde konağı gezdik. Nerdeyse son arabaya yetiştik. Konakta son dönemlere kadar yaşayan birileri varmış. İşlemeleri çok güzel… Asıl ismi Midyat Çevre Kültür Evi… Midyat’ın sokaklarında taş yapılar dikkat çekiyor. Sokaklar dar… Konağın tepesinden manzara harika…

Batman’da ilk günümüz de bitti. Ertesi gün için Hasankeyf planı yaparak oldukça geç yattık. Uzun süredir biriken olaylar, tespitler, düşünceler, paylaşılan duygular…

Arkadaşlık, dostluk çok ayrı şeyler… Şimdilerde bulunması çok zor bir hazine… Teklifsiz, güven veren, samimiyet dolu duygular… Kendini anlatma çabası gütmeden, yormadan, yorulmadan…

Ertesi gün uzun bir kahvaltının ardından çıktık yollara. Hasankeyf’e biraz geç geldik. Malum Batman merkezde biraz fazla oyalandık ama nasip artık. Batman merkeze yarım saatlik mesafede… Belediye otobüsü ve normal otobüsler de var. Aman sakın Midyat otobüsüne binmeyin oradan geçiyor diye, indirirler AlimallahJ

Hasankeyf… Taştan şehir… İnsanlar buralarda yaşamışlar, ibadet etmişler, onların da çocukları olmuş, yaşlanmışlar. İnsan görünce hayret ediyor. Bu taştan evlerde mi yaşamışlar diye. Oymuşlar resmen taşları. Yukarıdan köprü ve kalıntılara bakınca manzara ayrı bir muhteşem… Sanki resim köşesi gibi yukarısı… Her gelen aynı köşede resim çekiniyor. Eee tabi bizde çekindik.

Batmandaki son akşamımızda çok güzel bir yere götürdü Neslişah sultan bizi, buraların ünlü yemeğinden yedirmek için. Tava kebap… Silindir tava içinde kıyılmış kuşbaşıları, biber ve domatesle kavrulmuş, çok lezzetli. Yanında yayık ayranını höpürdetirken çok keyif aldım. Eve gitmeden önce yediğimiz dondurma da hararetimizi epey aldı.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.