GÜRCİSTAN

Batum’dan Tiflis’e giden yol…

Gürcistan…Türkiye’ye çok yakın bir memleket. Baskı altında geçen Rus hakimiyeti ve kominist düzen sonrası 1990’lı yıllarda özgürlüğünü kazanmış bir ülke. Benimde anne tarafımdan bir gürcü damarı olduğu için açıkçası ekstra bir görme  merakım vardı. Peki sorarsanız nasıldı diye tahmin ettiğim gibi değildi açıkçası.

Artık yıllarca süren kominist düzenden midir bilmiyorum güler yüz, sempatik tavırlar, insani iletişim buralara uğramamış gibiydi…

Gürcistanın nüfusu 5 milyon. Bunların % 80’i gürcü geri kalan azeri, ermeni ve rus.

Aslında Trabzon’dan başladık gezimize. 2 saatlik bir yolculuktan sonra Batuma vardık.

Artvine bağlı Sarp sınır kapısından Batuma’a geçmek oldukça kolay. Yeni kimliklerle direk geçebiliyorsunuz, kimliğiniz bizim gibi eskiyse pasaportla giriş yapıyorsunuz. Sınır deyince sanki yerleşim yerinden uzakta gibi algılanıyor ama burada öyle değil hemen sınırdan geçtiğinizde evler başlıyor. Aslında Artvin havası batumda da devam ediyor. Türkiye’deki bir çok gürcü vatandaşı Batumlu bu arada. Sınırları öyle çizmişler ki bir yanı Türkiye bir yanı Gürcistan. Ama aynı millet.

Batum tam bir casino merkezi. Kumar oynamak isteyen Türkler sadece bunun için geliyorlar. Söylenene göre casino sahipleride, oynayanlarda Türk. Kumarın ve içkinin bol olduğu yerde malum olarak başka günahlarda oldukça fazla.

Batumun doğası dediğim gibi Karadeniz. Yeşilin her tonu fışkırıyor neredeyse. Deniz, uçsuz bucaksız kara…

Söylediklerine göre dünyanın en büyük botanik bahçelerinden biri olan Batum Botanik Parkı var Batum’da. Sovyet döneminde yapılmış. İçeride yürüyüş yapabilirsiniz. Ama ağaçlarla ilgili ciddi bir bilgilendirme sistemi yok malesef. Manzara harika tabiî ki.

Batumluların akşamları hayranlıkla seyrettikleri su ve ışık gösterileri seyredilebilir. Azeri bir gerçek hikayeden uyarlanmış olan Ali ve Nino Heykelide görülmeye değer.

Biz batıdan girerek doğuya doğru ilerledik. Tiflise doğru giderken yolda Borjomi Vadisine uğradık. Gidenler varsa Karlovy Vary’e çok benziyor. Dağın yamacında, harika bir doğanın içinde, tam ortasından geçen dere ve yanlarda evler. Tam bir dinlenme merkezi. Maden suyu meşhurmuş. Hatta maden suyunun gazsız halini, kaynağından içme imkanınızda var. 
Dağlarları, tepeleri aşarak harika manzaralardan geçerek ulaştığımız Gürcistanın başkendi olan Tifliste iki gün geçirdik. Yolda dikkatimi çeken insanların olmamasıydı. Kasabalardaki insanlar neredeydi? Ya da insan yok muydu?

Bir çok kasaba yazlık olarak kullanılıyormuş aldığımız bilgilere göre.

Tiflisin ortasından Kura nehri geçiyor. Şehrin içinden nehir geçtiğinde bende ayrı bir hayranlık oluşuyor. Nehir geçen yerler canlıdır, romantiktir, gece farklı olur, ışık gölgeleri farklı vurur…Nehrin kenarında  Nari Kalesi dikkatinizi çekecektir. Sameba Katedralini merkezde ziyaret edebilirsiniz.  Yapımına 1956 yılında başlanıp 1967 yılında hizmete açılan Tiflis metrosuna kesinlikle binin derim. O dönemlerde sanırım son teknonoliyle yapılmış ve hala aktif kullanılıyor.

Tiflis’in eski tarihi bölgesine geçip Metehki Köprüsü, Metekhi Kilisesi, Şardeni caddesi, Sioni Katedrali ve Barış köprüsününü görebilirsiniz.

Ayrıca Gürcistan’ın Anası Heykeline çıkmak için teleferik kullanabilirsiniz.  Suhoi Most yani Kuru Köprü- civarında kurulan Vernisaj pazarına  uğrayabilrisiniz. Eski rusyadan kalma malzemeler, eşyalar vs var. Bit pazarı olarakta geçiyor.

Batum’a dönerken Gori şehrine uğradık. Gürcü asıllı Stalin’in doğduğu ev, kullandığı tren ve Stalin müzesi var burada. Ardından ufak tefek kasabaların arasından süzülerek Batum’a geldik. Yolda gelirken tarçın, üzüm katılarak yapılan nazuki ekmeklerinden aldık, elmalardan tatdık.


Gürcü adetleri de oldukça dikkat çekici. Özellikle cenaze adetleri enteresan.

% 83’ü Ortodoks Hristiyan. Cenaze merasimi dört gün sürüyormuş. Ölen kişi tabuttan buzdolabına konuluyor. Kendi evinin büyük salonuna getiriliyor.
Mumlar yakılıyor ve Resmi koyuluyor. Ve her gelen ziyaret ediyor. Kesinlikle siyah giyiliyor ve cenaze evine çiçek götürülüyor.  Vefat eden çok yakınsa siyah giymeler bir yıl devam ediyor. Sonrasında tabut buzdolaptan çıkarılıyor  ve yıkanıp ölüm makyajı yapılıyor. Ölen kadınsa saçları yaptırılıyor, erkekse sakalları traş ediliyor ve bakım yapılıyor. Son gün yüzü açık şekilde herkes vedalaşıyor. Arkasından ruhu için yemek veriliyor.  Yemekler İçkili oluyor.

Gürcistandan aklımda kalanlar…

Peynirler harika

Domuz eti çok yaygın

Özellikle Batum’dan sonra cami bulmanız mümkün değil

Her taraf şarap dolu. Özelliklede sıcak şarap kasabalarda bolca satılıyor.

Ülkenin tuvaletleri berbat denilecek kadar kötü. Hele de abdest olayınız varsa zorlanacağınız bir bölge.

Sanki ağır depresyon hastası gibi tüm ülke.

Alınabilecek ürün çok yok. Bazı bölgelerdeki ahşap ürünler, keçeden yapılmış atkılar, örtüler, başlıklar alınabilir.

Gürcü erkek ve kadın figürlerinden yapılan bebeklerde alınabilecek şeylerden…

Türkler olarak çok sempatik geldiğimizi düşünmüyorum onlara…

Bir cevap yazın