Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

HÜZNÜN MERKEZİ KUDÜS BİZİ BEKLİYOR

Yıllardır içimde bir umut ve istekle gitmek istediğim en önemli yerden biriydi. Şimdiye kadar neden gidemedim uzun hikaye. Bu sefer  kendi çekirdek grubumuzun haricinde ciddi kalabalık bir grupla Kudüs’e gidiyorduk.

Bir çarşamba sabahı…Saatler 04.30’u gösterdiğinde Atatürk havalimanındaydık. Heyecandan ne uyuyabildik ne yerimizde durabildik. Ne hikmeti vardı bilemedik ama Kudüs’e giderken hemen hemen arkadaşlarımızın tümünün eşyalarına bir şeyler oldu. Misal benim o gün telefonum arızalandı.

Heyecan, merak, cesaret hepsi bir arada. Kulağımızda sürekli yola çıkmaya karar verdiğimizden itibaren bizlere söylenen cümleler” Nasıl gidiyorsunuz? Korkmuyor musunuz? Başınıza bir şey gelirse”…Heyecan, merak, cesaret hepsi bir arada

08:50 de Tel Aviv’e vardık.  Tel Aviv İsrail’in başkenti.1948’te kurulmuş.  Gelirken bizlere bolca söylenen, anlatılan bir çok şeyin hikaye olduğunu gördük. Pasaport kuyruğunda  hiç beklemedik. Pasaportunuza kaşe basılacak. Hayır basılmadı, pasaportumuzun içine sadece bir kağıt verdiler. Bir daha anladık ki bazen kendi gölgemizden korkuyoruz. Rehberimizin korkudan insanları buraya getiremiyoruz açıklaması da yerindeydi. Tur’da 45 kişiydik sanırım. Ve bunların neredeyse 35 kişisi hanımdı. Bu da düşünülmesi gereken sosyal bir durumJ Erkekler neden yok?

İsrail minnacık bir ülke. Ankara kadar yok.

Pasaport işlemlerinden sonra Yafa şehrine geçtik. Yafa’nın girişinde Müslüman mezarlığı var. Ne kadar üzücü ki taşları kırılmış. Özellikle şahitlikleri olmasın, müslüman izi kalmasın diyerek kırmışlar.

Yafa da Mahmudiye külliyesi ve Camii ile Sultan Abdülhamid’in yaptırdığı saat kulesi ve Osmanlı çeşmesi görülmesi gereken yerlerden.

Yafa tepe noktasından manzara oldukça güzel. Napolyo’nun adına yapılmış bir kilise de var.

Otobüsle giderken yolda yer yer  filistinlilerin arazilerine kurulan Yahudi yerleşim yerleri dikkatimizi çekiyor. 147 tane yerleşim yeri mevcutmuş. Yerleşim yerleri bir nevi virüs. Müslümanların arasına, topraklarına yayılmanın gayri meşru yolu.

Akşam kudüse ulaştık ve ilk ziyaretimizi yapmak nasip oldu.

Otelimize yerleştikten sonra meraklı gözlerle, çevreyi gözlemleyerek Mescid-i Aksa’ya gittik. Kapılardaki kontrol kısımlarını geçtikten sonra zeytin ağaçlarının arasında Kubbe-tüs Sahra asaleti, mahrur haliyle bizleri selamlıyordu. Akşam namazından sonra yatsıyı Mescid-i Aksa’da kıldık. Mescid-i Aksa daha bir hüzünlü, daha bir mütevazi daha bir…daha…

Kubbe-tüs Sahra, 685 yılında Emeviler döneminde yapılmış. İslam medeniyetinin ilk sanatsal eserlerinden. Sekiz giriş kapısı var. Cennetin sekiz kapısı örnek alınarak yapılmış.

İçerdeki işlemelerde sarı ve yeşil renk çok yoğun. Cennetin renkleri temsili olarak kullanmışlar.

Kubbe-tüs Sahra’nın içinde tadilat vardı. İskeleler kurulmuş. İçerde alt tarafta Peygamber Efendimizin miraca yükseldiği muallak taşı denilen yer mevcut. Çok harika bir yer. Ufak bir mağarayı andırıyor. Orada namaz kılmakta bizler için ayrıca önem taşıyor. İlk günün büyüsüne kapılıp yorgun ama bir o kadarda gönlümüzü kaplayan o eşsiz duyguyla otelimize geldik.

Erteki gün içimizde ayrı bir heyecan vardı. Atamız Hz.İbrahime gidiyorduk. Mescid-i Aksa da sabah namazını eda ettikten ve kahvaltımızı yaptıktan sonra El Halil şehrine doğru yola çıktık.  Halilürrahman Camiinde Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve Hz. Yusuf Peygamberlerin ve zevcelerinin kabirleri var. Hz.İbrahim’in kabri çok güzeldiJBuradan çıkasımız gelmedi.

Caminin alt taraftan girişinde tabiî ki her yerde olduğu gibi askerler vardı. Bizler elimizi kolumuzu sallayarak girdik. Fakat Filistinli kardeşlerimiz ciddi aramalardan geçerek, turnike tarzı yerlerden giriş yapıyorlar. Bizlerde onları daha iyi anlayabilmek için onlar gibi giriş yaptık. Hemen alt taraftaki çarşılarda gezdik. İnsanların yüzlerindeki hüzün pek gözden kaçacak gibi değildi.

Buradaki Peygamber kabirleriyle ilgili üç dinde ittifaktaymış. Yani makam değil kabirlerin aslı burada. Burayı aynı zamanda yahudiler ve hristiyanlar içinde önem taşıyor. Onlarda ziyarete geliyor. Maalesef ki Hz.Yusuf ve Hz.Yakup as ‘ın kabirlerini ziyaret edemedik. Yahudiler kapatmışlar. Aynı mekandalar aslında.

Ardından Beytülahim şehrine geçtik. Hz. İsa a.s.’ın doğduğu yer olan kutsal doğuş kilisesini ziyaret ettik. Hemen geçerken de Lut gölüne uğradık. Bu kısım ne kadar gerekliydi bilemedim. Ne göle girilebildik ne etrafında dolaşabildik. Yani bir balkonda sadece gölü seyrettik. Turlar bu kısmı ya hiç koymamalı ya da en azından gelmişken göle girmek isteyenlere müsaade edilmeli ona göre zaman ayarlaması yapılmalı diye düşünüyorum. Onca yolu sadece balkonda 5 dakika görmek için gitmemeliydik.

Bir de hurma molası…O kısımda bana gereksiz vakit kaybı geldi. Gerçi orada yediğimiz ikram edilen hurmalar ayrı tabiiJ Özellikle yaş hurma seven biri olarak gözümde karnımda doyduJ

Filistinlilerin maddi durumu içler acısı. Tarımla uğraşıyorlar. Küçük esnafçılık yapıyorlar. Fakat her yerde olduğu gibi İsrail her aşamada tepelerinde.

Bazı bölgelerde yerlerde sarı çizgiler var. Bunlar yahudilere bir uyarı imiş. Burada yerleşim yeri var, güvendesin manası ifade ediyormuş.

Yollarda bazı bölgelerde askeri noktalar, bariyerler var İsraillilerin. Oldukça itici gözüküyorlar. Kendilerine bir korku imparatorluğu kurmuşlar. Yaptıklarının korkularından olduğu çok aşikar. İsrailliler Filistinlileri vuruyor, öldürüyor fakat yargılanmıyor. Burada adalet sadece bir isim.

Dünya tarihinin en eski şehirlerinden olan Eriha şehrinden geçtik. Buranın limon ve greyfurtu ünlüymüş. Yahudiler burayı lanetli görüyorlarmış. Ondan dolayı buraya pek etkileri yok. İlk Filistin devletine teslim edilen bir yer. Burada Hz.Musa’nın makamı var.

Cuma günü geldiğinden hem ayrılığın hüznü hem Cuma namazının sevinci içimizdeydi.

Tüm grupça Mescid-i Aksa ve çevresini gezdik. Selahaddin Eyyubinin şehre girdiği kapıdan Zehra kapısından şehre girdik. Surların çevresinde gezdik.

Surların dibinde bir mağaradan bahsetti  rehberimiz. Söylentiye göre Masonlar arada burada toplantı yapıyorlarmış.

Neden böyle izbe, mahsen gibi bir yeri tercih ederler anlaşılır gibi değil. Mekanların önemi var demekki J

Bu bölgede Filistinlillerin evleri arasında Yahudilerin bin bir kumpasla aldıkları evlerde var. Virüs gibi yayılmışlar. Nasıl bir yayılma ihtirasıdır ki düşmanlarının arasında yaşamayı göze alıyorlar. Yayılma virüsü. Önce ev al sonra çevresine yayıl. Sahip ol.

Hristiyanlar için çok önemli olan Hz İsa’nın çile yolundan geçerek kıyamet kilisesine gittik. Kıyamet kilisesi kıyam-et manasında kullanılıyormuş. Onların inançlarına göre son akşam yemeği burada yenmiş. Hz.İsa buraya gönülmüş ve cesedi yok olmuş. Bizim inancımıza göre bu çile ve gömülme Hz.İsa’ya olmadı onu da dipnot geçelim.

Kıyamet kilisesinin anahtarı müslüman bir ailedeymiş. Buda çok ilginç geldi bana. Ve hala anahtar müslümanlardaymış.

Çile yolundan geçerken ne hikmetse seyrettiğim Hz.İsa ve tutsak filminden midir bilemedim gerçekten boğazım düğüm düğüm oldu. Bizim inancımıza göre bu çileyi Hz.İsa çekmedi. Ama yinede bir insan çekti bu çileyi…İnsan bir garip oluyor. Başlarına kocaman bir haçı almış taşıyan hristiyanları gördükçe insan hem acıyor hem üzülüyor…

Burası çok enteresan bir yer bence. Bana biraz ahiret gününü hatırlattı. Bizler arkadaşlarımla Kudüs hurması sevdasına düşmüştük. Hurmacıda çile yolunda olunca aynı mekanda biz koşturuyoruz onlarda can havliyle haç taşıyorlar…Bu görüntü bile tuhaf geldi bana…Bir insan kalabalığı ve telaşı.

Burak (Ağlama) duvarını görmek için Yahudi bölgesine geçtik. Yahudi tarafları tabii maalesef ki bakımlı gayet düzgün. Filistinliler gelişmesin, sefil olsun diye yapılan siyaseti gördükçe insan daha bir üzülüyor. Bu durum içimi acıtıyor.

Burak duvarının önemi büyük. Hz.İbrahim burayı ihya etmiş. Yeryüzünün ilk mabeti. Süleyman (as)ın Belkıs ile yaşadığı olay burada gerçekleşmiş.

Duvara yaslanıp ağlayan Yahudileri görünce ne yalan söyleyeyim gülesim geldi. Komik gözüküyorlar. Duvara karşı ağlama…Sallanıyorlar, aşırı dindar yahudiler çeşitli sesler çıkartıyor. Buranın enerjisi hoşuma gitmedi L Kudüs çarşılarında alış veriş yaparken insan bir tedirgin oluyor. Kimin hangi dine mensup olduğunu anlayamıyorsun.

Cuma namazı öncesi Mescid-i Aksa’nın yer altı mescidlerini gezdik. Yeraltı mescidleri ne hikmetse her zaman hoşuma gitmiştir. Kendimi daha bir güvende hissederimJ Her uğradığımız yerde güzel anılar ve hatıralar bırakarak geçiyoruz. Biraz hızlı geçiliyor bana göre. Rehberimiz  çok bilgili ve dolu. Fakat bizim anlattıklarını hazmedecek ne zamanımız ne de kafamız var. Biraz daha sakin ve yavaş ziyaretler yapılabilirdi. Hissederek, hallenerek…

Artık ayrılma vakti. Son gün. Kudüs aklımda gönlümde ruhumda bir hüzün merkezi olarak oturdu. Pekte kalkacak gibi değil. Nasıl bir hüzün? Hem kutsal bir mekanı ziyaret etmenin çoşku ve heyecanı. Hem tarifi mümkün olmayan bir hüzün…Mahsun kalmış, yetim kalmış, boynu büyük bir mekan. Otelimizden ayrıldıktan sonra zeytin dağına çıktık.

Selman-ı Faris-i ve Rabia-tül Adeviyye’nin makamlarını ziyaret ettik.

Zeytin dağından manzara harika. Tam karşıda Mescid-i Aksa ihtişamıyla, gururuyla, vakuruyla oturuyor.

Zeytin Dağındaki seyir terasının alt tarafında yahudi mezarlığı göze çarpıyor. Burası dünya üzerinde yaşayan bütün yahudilerin gömülmek istediği bir numaralı yer. Çünkü Yahudiler buraya gömüldüklerinde cennete gideceklerine inanıyorlar. Bundan dolayı da buradaki bir mezar yerinin fiyatı, birkaç daire fiyatından daha fazla. Zengin Yahudilerin tamamı buraya gömülüyor.

Bir dikkat çeken durumda şuydu; kabirlerin üstülerindeki taşlar. Ziyarete gelenlerin bıraktıkları. Ben sana ziyarete geldim manasında…Aynı zamanda ahirette kurulacak olan sırat köprüsünün de zeytin dağı ile Mescid-i Aksa arasına kurulacağına inanıyorlar.

Kabirleri belli olmayan yüzlerce Sahabe-i Kiram’ın burada yattığı bilgisi içimizi cız ettiriyor.

Zeytin dağında güzel anılarımız oldu. Fotoğraflar çektik, ufak tefek alış verişler yaptık. Sevimli pazarlıklar yaptık. Sonra da Yafa’dan Telaviv havalimanına hareket ettik.

Gitmek isteyipte gidemeyenler için birkaç söz;

-Kudüs’e gelmekten korkmayın. Oturduğunuz yerde başınıza bir bela gelme ihtimali ne kadarda Kudüstede o kadar.

-Özellikle Türkiye’den geliyorsanız kimse siz dokunamaz.

-İsrail tarafında oluşturan –özellikle müslümanların buraya gelmemesi için-korku havası var. Korkutma politikası. O tuzağa düşmeyin. Korkacak hiçbir şey yok.

-Pasaportlarda damga vurma olayı. Öyle bir olay yok. Sadece girişte bir kağıt veriyorlar. Bir çok Avrupa ülkesinded e var bu uygulama. O kadar kasmanızı gerektiren bir durum yok yani.

Biz israili gözümüzde çok büyütüyoruz. Korkak üç beş kişiden oluşuyorlar. Sadece para ellerinde. Para ve güç kimin elindeyse maalesef bu bölgede güçlü o.

Ben şahsım adına yapabileceklerim arasında dil ile dua etmekten başka çevremdikilerin kudüs’e gelmesini sağlamak olarak niyetlendim. Bir kıvılcım yakmak…

Gitmek görmek, hallenmek lazım buralarla…Yoksa sıcak yatağımızda, yemediklerimi arkamızda yediklerimiz önümüzde, alış veriş merkezlerinde kahvemizi içerken pek  hissedilecek gibi değil…

Kudüs taşı toprağı Peygamber ve evliya kabri…

Kudüs hüznün ve aşkın merkezi…

Kudüs’ten ayrılırken tekrar geleceğiz, hemen geleceğiz, sen burada dur ama biz bir kıvılcım yakıp geleceğiz, bekle bizi….geleceğiz dedik gönlümüzce…üzerimize, boynumuza borç bildik seni, senin için bir nebze bir şey yapabilirsek kârımızdır. Bizim için kârımızdır dedik ayrılırken.

Ayrılmak çok zor. Arkana bakmadan gelmek çok zor. Bırakmak çok zor bu mekanı…Yaptığım gezilerden beni hüznüyle sarsan tek mekan olma özelliğine sahip Kudüs…Tekrar geleceğim. Allah izin verirse defalarca geleceğim. Mir’aç’ta geleceğim. Peygamberimin Mirac’a yükseldiği yerde olacağım… Kudüs gönlümüze düşerken gönüle düştük vesselam…

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>