Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

AFRİKA VE ARAP ESİNTİLERİ FAS DİYARI

Ortadoğu, Avrupa, Balkanlar derken gönlümüze daha uzak yerler düştü. Bir batı, bir doğu, bir kuzey, bir güney gezilerini çok seviyorum. Faklılıkları daha hızlı yaşıyorsunuz. Mayıs ayının güzel günlerinden bir gün tam Afrika havası:=)Çok kalabalık olmayan EGP turla bize mihmandarlık yapacak Seyit Ali Demirer’le birlikte air arabia havayollarıyla Casablanka’ya Muhammed V havalimanına indik. Uçak oldukça kalabalıktı. Uçakta en çok hoşumuza giden Peygamber Efendimizin sefer duasıyla başlaması oldu. Sanki umre veya hac yolculuğunu çıkıyormuş gibi hissettim.

İner inmez rehberimizi bizi havaalanında karşıladı. Kısaca bilgiler verdi.

Fas için Türkiye’nin 40-50 yıl öncesi deniliyor. Fakat bazı bölgeleri bence daha geride olabilir. Havaalanında devlet görevlilerinin ve kralın resminin çekilmesinin yasak olduğu öğrendik. Aheste işliyor işler burada. Çalışanlar biraz yavaş insanlar. Sabah namazlarımızı zar zor kılabildik. Lavabolarında Avrupa’daki gibi  tuvalet sistemi olduğunu görünce bir hayal kırıklığı yaşamadık değil. Taharet musluğu yoktu yani. Namaz kılan insanların ne yaptıklarını düşünmedik değil.

Fas ismini dünya sadece biz Türkler kullanıyor. Uluslararası ismi Maroc. İranlılar Marakeş diyorlar. Ayrıca Fas Afrika’da yönetmediğimiz tek ülke bu arada. Bahşiş çok yaygın. Dünya’nın ikinci esrarın çok satıldığı yer. Fosfat zengini.  Endüstri ülkesi değil. İşsizlik çok yüksek. Eğitim seviyesi düşük.

Gezimiz Casablanka’dan beş altı saatlik yolculuk yaparak ulaştığımız Fes şehriyle başladı. Fas’ın en eski şehri. Korunuyor. Fas Krallığının kültürel başkentliğini yapmış. Eski yerleşim alanı bana Mardin’i hatırlattı. Kendine has beyaz toprağıyla sıvanmış, çatısız evler.

Her şehrin medinası var. Yani eski yerleşim yeri ve Pazar yeri. Fes’’in medinasında rahatça kaybolabilirsiniz. Dünya üzerinde halen arabaların giremediği en büyük alan olarak biliniyor.  Her taraf deri mamulleriyle dolu. Rengarenk deriler çok sevimli gözüküyordu deri tabakhanelerini gezene kadar. Tüm bölge neredeyse burum buram deri kokuyor. Hatta tabakhaneleri yukardan bakmak için gittiğimiz yerde ellerimize taze naneler verdiler. Boş yere değilmiş tevekkeli. Burnumuzun resmen direği kırıldı. Hayatını burada sürdürenleri düşününce insanın içi bir hoş oluyor.

Fes’in medina kısmında eşek ve katılar çok yaygın. Eski şehirde sokaklar o kadar dar ki bazen bir insan zor geçebiliyor.

Medina’da gezerken birçok ilgi çekici şeylere rastlayabiliyorsun. Yumurtalar, meyveler, kesilmiş koyun kafaları, sakatatçılar…Canlı tavuk satıcıları görmeye değer. Hemen tartıp ya Allah bismillah deyip keserek veriyorlar. Bu kadar pratik. Etler açıkta ve gayet doğal ortamda satılıyor.

Tabii bu tarz ülkelerde hep şunu düşünmüşümdür her yeri kendi gerçeğinde değerlendirmek gerek. Tabi ki insan bazı şeyleri görünce üzülüyor. Batılı gezginler çok otantik bulsalarda burada yaşayanların hayatlarının gerçeği insanın içini acıtıyor. Hem fakirlik hem sefalet had safhada bu bölgede.

Avrupa’nın materyalist yaşantısındaki  meymenetsiz yüz ifadesinden sonra bu fakirlik ve muhtaçlık içinde bakan gözler daha bir mutlu ve huzurlu gözüküyorlar. Gözlerindeki neşe ve huzurun yanında mahsunluğu ve hüznü görebiliyorsunuz. Şehirde iki taksi türü var. Taksiye üç veya iki kişi binebilirsiniz. Tıkış tıkış istemiyorlar. Yarı yoldan içinde yolcu olan taksiye de binebilirsiniz.

Bir tezattır ki Suudili zenginlerin bu bölgede yazlıkları çok. Dünya’nın en büyük tarım fuarı burada oluyor.

Fes’te ayrıca Porselen Atölyesi, Kraliyet Sarayı, Mellah, Bab Boujloud, Bou Inania Medresesi, Nejjarine Meydanı, Nejjarine Çeşmesi, Moulay Idriss Mozolesi, Al Attarine Medresesi, Al Karaouine Camini de gezdik. Kraliyet sarayınca resimler çektirdik. Kapıyı tıkladık. Fakat açan olmadı:=)

Ertesi gün ilk durağımız Meknes. Fas’ın en güzel ve ihtişamlı şehir kapısı Bab Mansour, El Hedima Meydanı ve Moulay Ismail Türbesini ziyaret ediyoruz. Meknes Kenti de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde sayılmaktadır. Fas’ta her şehrin rengi var. Meknes’in rengi yeşil mesela. Taksi renkleri mavi.

İki saatlik yolculuktan sonra Krallığın siyasi başkenti olan Rabat’a ulaşıyoruz. Yollar bizim Güneydoğuyu anımsatıyor. Ağaç yok ara ara bodur bitkiler.

Rabat’a turist çok geliyor. Özellikle Fransa, İtalya, Hollanda, İspanya gibi ülkelerden tatile gelenler çok. Rabat’ta toprak kaplar önlü. Pazara girdik çok keyifliydi. Turist olduğumuzu anlayınca fiyatlar birden yükseliyor tabi. Ülkemize göre ucuz bir yer.Rabat’ın sale bölgesi zenginlerin evlerinin olduğu yer. Hatta Kral’da sale’de oturuyor. Mohammed V Mozolesi’ni, Hassan Kulesi’ni ve Kasbah Oudaia’yı ziyaret ediyoruz. Kasbah’ın terasından Atlantik Okyanusu’nu seyrediyoruz. Burada mavi renk hakim. Okyanusa yaklaştıkça her taraf mavi’ye dönüyor. Ne hikmetse bu renk buralara çok yakışıyor. Ne hikmetse mavi rengi içime nane gibi bir his veriyor.

Okyanus havası gerçekten hissedilmeli. Uçsuz bucaksız, dalgalı, puslu, gizemli…

Casablanka’ya doğru yol alıyoruz. Casablanka denilince ünlü filmler geliyor herkesin aklına. Yüksek binaların görüleceği tek yer Casablanka. Tam okyanusun kenarında dünyanın en büyük ikinci camisi aklımızda kalıyor. Hasan 2 Camii. Muazzam mimarisi ve asaletiyle dimağlarımıza kazınıyor. Yapımı on yıl sürmüş. Daral Beyza olarak da geçiyor. Hasan 2 camiin kenarındaki kordonda güzel bir yürüyüş yapıyoruz. Corniche’te (Kordon Boyu)  deniyor. Sol tarafımızda Atlas okyanusu sağ tarafta güzel evler, palmiye ağaçları…Okyanus havasından mıdır nedir hava bir ayrı esiyor. Daha bir buğulu daha bir nane kıvamında…

Marakeş… Atlas dağlarının kenarında kurulmuş kızıl şehir… Sıcaklık mayıs ayında 42 derece:=)

Casablanka’dan 235 kilometre uzaklıkta. Marakeş’te evlerin renkleri kızıl. Arkası çöl, Fas’ın en egzotik şehirlerinden Marakeş. Herkesin aklına yılan oynatıcıları ve kobralar geliyor…Burada diğer bölgelere oranla Afrika esintileri daha çok.

Marakeş  Fas’ın diğer şehirlerine oranla daha güvenli. Çok fazla bina yok. Trafik gayet rahat. Menara Bahçeleri, İspano Moresk mimarinin 800 yıllık örneği Koutoubia Minaresi, Saadien Anıt Mezarları ve 19. yüzyılda şehri idare eden paşa tarafından inşa ettirilmiş Bahia Sarayı gezilecek mekânlar arasında.

Kıyamet meydanı en belirgin yeri. Cimaa El Fan Meydanı deniliyor tabii ki. Belki de Afrika’daki en hareketli şehir meydanı. Geniş bir alan, sihirbazlar, çalgıcılar, büyücüler, yılan oynatıcıları gösteri yapıyor.

Arka sokakları, dar, satıcılar her yerde.  Kıyamet meydanında kaybolmak çok kolay.  Özellikle batı da yaşayanların dikkatini çokça çekecek bir yer. Akşamları oynayanlardan, çalgıcılardan yürüyemiyorsunuz nerede. Sürekli arka fonda çakkıdı çakkıdı çalan bir ritim var. Böyle tam ne olduğunu keşfedemedik. Fakat neredeyse Fas’ın tümünde bu müzik var. Ritim desen değil. Fakat buna bile ayak uydurup acaip oynuyorlar.

Tabii  buraya kadar gelipte boynumuza yılan dolamadan olmazdı. Gelirken sürekli istedim. Kıyamet meydanına gelince yılanları gören ekibimiz her tarafa saçıldı. Tam ne olduğunu anlamadan yaşlı bir amca boynuma yılanı koymaz mı?:=) İlk başta itiraf etmek gerekirse korkmadım değil. Sonrasında hatta sevmeye başladım. Yılan soğuktur ifadesi yalan sıcacıktı:) Zaten 42 derece sıcakta mayışmış yatıyorlar zavallıcıklar.

Akşam epey bir gezdik dolaştık kıyamet meydanında kenardaki cafelerin birinin çatısından meydanı seyrettik. Aman gerçek kıyamet meydanında Allah birbirimizi ayırmasın diyerek dostlarla hasbıhal ettik. Meydandaki faytonlarda çok harika. Gelirseniz muhakkak binin. Tüm Marakeşi gezdirdiler bize, hatta kralın sarayının ayaklarından geçtik. Unutamadığım gecelerden bir geceydi. Gece mehtap, hava sıcak esintili, çok otantik bir mekan ve fayton…Sanırım sadece mumlar eksikti:=)

Ertesi gün yolumuzu Essaouira’ya çevirdik. Marakeş’ten 170 Km. Essaouira bir balıkçı kasabası . Atlas Okyanusun kenarında şirin mi şirin.  Sanat ve kültürün iç içe geçtiği bir sahil şehri. Argan bu bölgede yetişiyor. Hatta gelirken yolda sağlı sollu argan ağaçlarını görüyorsunuz. Keçilerde görülmeyecek gibi değil. Keçileri ağaç tepelerinde görmekte mümkün. Çok sevimliler.

Essaouira kalesine çıktık. Kale’den okyanus bir harika gözüküyor. Saatlerce oturulabilir. Sanki arkana tüm dertlerini,sıkıntılarını bırakmışsında okyanusta bunların hepsini silip, süpürüyor. Essaouira’nın da medinası(eski çarşısı) var. Çok keyifli alış veriş yapılıyor. Diğer yerlere oranla daha temiz ve düzenli gözüküyor.

Aramızdan okyanus sularına girenlerde oldu. İmrenmedik değil. Bizlerde ayaklarımızı soktuk:=)Kumsalı bir harikaydı. Sanki kâğıt döşenmiş, tertemiz…Okyanusun kenarında bizim eminönündekiler gibi Hindistan cevizi, mango ve ananas dilimleri satılıyor. Fas’ın hiçbir yerde parası geçmiyor. Geçmediği için Fas’tan çıkmadan paralarımı bitirmemiz gerekti tabii isteyen hatıra olarak saklayabilirdi.

Son günümüzde Marakeş’ten Casablanka’ya geçtik. Casablanka’dan uçağa bineceğiz. Uçağa binmeden önce çok ünlü bir botanik bahçe’yi ziyaret ettik. Devasa kaktüsler, zambaklar…

Bir gezininde sonuna geldik. İnsanı değişik bir duygu kaplıyor. Bir daha ömründe göremeyeceğin insanlar görüyorsun, konuşuyorsun, bir daha görmen imkânsız kişilerden alış veriş yapıyorsun…

Ayrıca tur arkadaşlığının farklı bir kategori de olduğunu düşünüyorum. Farklılıklar çoğu zaman hoşuma gitmiştir. Kendi dostlarının haricinde katılanlarla bir daha görüşmen beklide mümkün olmayacak. O kişilerle yolculuk anında birden ciddi paylaşımlarda bulunuyorsun. Bir tekrar görüşebileceklerini ayrıştırıyorsun bir de diğerlerini.

Fas seyahatimizde bize eşlik eden Seyit Ali Demirer Beyefendi sakinliği, rahatlığı ve profesyonelliğiyle yolculuğumuzu keyifli geçirmemize vesile oldu. Bir dahaki gezilerimizde de kendisiyle yolculuk yapmak isteriz. Özellikle Malatya ekibinin ikramları da hiç unutulacak gibi değildi:=)Samimiyetleri, eğlenceli halleri dikkat çekiciydi. Açıkça söylemek gerekirse onların haricindekilerde pek bende iz bırakmadı.

Kendi dostlarımız her daim başımızın üstünde yeri olanlar kategorisinde bu gezide de yer aldılar elhamdülillah.

Yollarda güzel hatıralar biriktirmek lazım. Heybemizde biriktirdiğimiz anılar olmalı diyerek bir sonraki gezimizin hayalini kurarak, Fas’ın rüya gibi geçen günlerinin gönlümüzdeki izleriyle ülkemize döndük…

One Comment

  1. Vahide
    30 Eylül 2014 17:18

    çok heycanlandım, çok sevdim bu yazıyı tülay abla. Uzaklardan damağıma bir parça çaldın, iyi ettin, merak ettirdin. İnş. nasip olur görmek, tatmak..

    Seni okumak, muhabbetini dinlemek çok güzel. Rabbim fezada bulunan nice nice coğrafyaları gezmeyi nasip etsin. Rabbim nimetlerini üzerinde tamamlasın inş.

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>