Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

AKABE’DEN AMMAN’A… ÜRDÜN ŞİMDİ BİZİ BEKLER

İzi çok kaldı…Yazısını yazmayı bile nedense ağır aldım. Ürdün Suriye’den sonra düşündüğümüz bir ülkeydi aslında fakat Suriye’deki olaylardan dolayı bütün bir Ürdün turu istedik. Arkadaşlarım ve ben Peygamberlerin bolca dolaştığı bu topraklara ayrı bir iştiyak ettik.

23 Nisan gecesi çıktığımız yolculuğumuz yol arkadaşlarımızla tanışarak başladı. Kalabalık olmak istemiyorduk zaten. Allah da gönlümüze göre verdi: 8 kişi…

Özel bir gezi olduğunu başından fark ettik. Tur şirketi ülkenin güneyinden kuzeyine doğru çapraz bir plan içinde neredeyse ülkenin tamamını gezdirmeyi düşünüyordu:=) Hem onlar için tecrübe olacak hem yeni fikirler geliştireceklerdi sanki.

3 saatlik bir uçuştan sonra uçağımız Akabe’ye indi. Bu arada Türk Hava Yolları yeni uçmaya başladı buraya.

Akabe’ye indikten sonra Ebu Davut Camii’nde sabaha namazını kılarak başlıyoruz.

Akabe Ürdün’ün güneyinde olan bir şehir. Kızıldeniz’e sahili var. Akabe körfezi de deniyor bu kısma. Ürdün’ün denize açılan tek noktası… Firavunun boğulduğu, Hz.Musâ’nın denizi yardığı bölge. Hemen karşıda Mısır ve İsrail gözüküyor. O kadar yakınlar ki birbirine, sanki Yalova Gebze arası gibi… Daha yakın bile olabilir. Üç ülkenin de Kızıldeniz’e sınırları var.

Akabe mercanla anılıyor. Özellikle Kızıldeniz’deki mercanlar ilgi çekici. Ufak bir motorla mercanları seyretmeye açılıyoruz. Motorun ortası cam; denizin altını görebiliyorsunuz. Mercan bir hayvan aslında. Ölünce taş oluyor. Bizler de takı olarak kullanıyoruz.

Rehberimiz Mizar bize Ürdün bayrağındaki renkleri anlatıyor. Siyah; Abbasileri, yeşil; Fatımileri, beyaz; Emevileri, kırmızı; Haşimileri simgelediği gibi Yıldız Fatih süresini temsil ediyor.

Sahilde şehri gezerken Memlûklardan kalma bir kalenin içinden geçiyoruz. Çok gelişmiş gelmiyor bize. Özellikle çarşıda baharatçı ve kuruyemişçiler dikkat çekici. Türkiye’de görmediğimiz, lezzetli kuruyemişler mevcut tadabilirsiniz.

Akabe’deki büyük akvaryumu görmeden ayrılmayın. Kızıldeniz’de yaşayan balık, mercan vs. canlıları görebilirsiniz.

Vadi Rum istikametimiz. Çöl… Salih Peygamberin kavminin helâk edildiği yer olarak da geçiyor. Buraya araç girmiyor. Sadece ciplerle safari yapabiliyorsunuz. Bedeviler yaşıyor. Belirli noktalarda çadırlar ve çöl tesisleri mevcut. Doğru mudur, söylenti midir bilmiyoruz ama öncelerden burası su ile kaplıymış. Kuraklık nedeniyle su kurumuş. Hatta şimdiler Vadi Rum’un altında su bulunmuş. Ürdün dünyanın ikinci kurak bölgesi aynı zamanda. Bu bölge koruma altında; avcılık filan yasak.

Bir bedevi çadırında çay için mola veriyoruz. Açıkça söylemek gerekirse çayları bize göre değil. Şekerli servis ediyorlar. Tabi görüntü otantik… Fransız ve İtalyan turistleri sıkça görebilirsiniz.

Safari yaparken deve kervanlarını, bedevileri görmek mümkün…

İki saatlik bir çöl gezintisinden sonra yorgunluğumuz da hat safhaya geldi. Gece yolculuk yaptığımızdan hemen hemen hepimiz uyukluyorduk. Yolumuz Petra’ya doğru çevrildi. Amra Palace Hotel’de konaklayacağız.

Hotelimiz gayet güzel. Petra’daki en iyi otel sanırım. Biraz dinlendikten sonra Neslişah Sultan’la çevreyi gezmeye karar veriyoruz.

Petra bir kasaba. Petra antik kenti de burada yer alıyor.

Petra Yunanca “Taş” anlamına geliyor.  Güney Ürdün kumtaşı kayalıklarına Nebati İmparatorluğu tarafından M.Ö 400 ile M.S 106 yıllarında inşa edilmiş ve yeniden keşfedilmesi 1800’lü yıllarda gerçekleşmiş kayıp antik şehir.

Şehir 1985 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine alınmış ve muhteşem yapıları ve iyi korunmuş antik binaları ile 2007 yılında oluşturulan Dünyanın Yeni Yedi Harikası listesinde kendine yer bulabilmiştir.

Nebatiler dikkat çekici bir millet.  O dönemde saygın bir millet. Ticaret yapmışlar, Lût gölünden zifir çıkartmışlar, Mısır’a satmışlar, mumyalamalar için su sistemleri kurmuşlar. Putperest bir Arap kavmi…

Petra antik kentini gezmeye başlamadan önce uzun bir yürüme yolculuğuna kendinizi hazırlamanız gerekli. Hele de yaz aylarında zor olabilir. Büyük kayalıklardan, kanyon gibi aralardan 3- 4 km yürüyorsunuz. Tüm alan aslında halen kazılmamış. Görülmeye açılan kısım 4-5 km. Yol kenarında sağlı sollu kayalara oyulmuş mezarları görüyorsunuz. Uzun bir yol sonrası meşhur kral mezarı dikkatiniz çekiyor. Burada yaşayanların inançlarına göre mezarın ne kadar şâşâlı olursa diğer dünyadaki halin de ona oranla güzel olurmuş. E kral mezarı da tahmin ettiğiniz gibi oldukça şâşâlı. Koca bir kayaya hatta küçük bir dağa oyulmuş. Mezar kültürünü Mısırlılardan almışlar. Sonrasında yürüyüş manastıra kadar devam ediyor.

Bizler bu parkuru yürüyerek bitirdikten sonra. Dönüşte önce eşeğe (çok severim) sonrasında da ata binmeyi tercih ettik. Pazarlık yapmanızı tavsiye ederiz. 5 euro’dan başladılar 3 eura’ya kadar indiler sağolsun.

Petra antik kentinin içinde bedeviler var. Önceki yıllarda burada yaşıyorlarmış fakat kral buradaki bedevilerle anlaşma yapmış çıkmaları için. Onlara yaşayacakları yerler tesis etmişler. Bedevilerin de çıkma şartı antik kentin içinde dinlenme tesisleri ve satıcıların bedevilerin olması imiş. Kabul edilmiş tabî ki, onun için Petra antik kentinin içinde ticareti bedeviler yapmakta. Petra merkezde de onlar ticaret yapamıyor. Burada da yerleşik halk ticaret yapıyor. Böylelikle anlaşmışlar. Ne kadar doğru bilmiyorum ama Musâ aleyhisselâmın da burada yaşadığı söyleniyor.

Petra’dan çıktıktan sonra Amman yoluna doğru otobüslerle gelen Hıristiyanları görüyorsunuz. Üç din için de önemli bu topraklar. Hz. Musâ’ya atfedilen dört su kaynağından biri bu bölgede.  Hıristiyanların özellikle Hz.İsâ’nın vaftiz edildiğine inandıkları Ürdün nehri de bu bölgede aynı zamanda… Hatta konuklama yerlerinde Hıristiyanlığa ait figürler, vaftiz suyu vs. dikkat çekici.

MUTE… Doğu Roma İmparatorluğu ile Müslümanlar arasındaki ilk savaştır. Efendimiz (sav)’in Busra (şimdiki Havran) emirine gönderdigi elçinin katledilmesi üzerine bilmukabele hareket etmek zarureti doğmuştur. Düşman, Müslümanlardan 30 kat fazlaydı ve çetin bir mücadele oldu.  Peygamber Efendimiz (sav) 3000 kişilik bir kuvvet hazırlayıp başına Zeyd b. Hârise (ra)’yı geçirdi. Bu küçük orduyu uğurlarken, düşmanın önce İslâm’a davet edilmesini ve kabul etmedikleri takdirde harp edilmesini emredip şunları buyurdu:

«Şayet Zeyd b. Hârise şehid olursa yerine Ca’fer bin Ebû Tâlib ve o da şehid olursa yerine Abdullah bin Revaha kumandan olsun, o da şehid olursa ehl-i İslâm içlerinden birini seçsin» Üçü de şehit oldu. Abdullah bin Revaha, Zeyd bin Harise, Cafer Bin Ebu Talib (r.a) ’nın şehit edildiği yerleri ve kabirlerini ziyaret ediyoruz. Çok güzel, hüzün dolu bir yer. Kabirleri de içine alan camii Mezar camii. Ziyaretlerimizi de yaptıktan sonra yolumuz yukarı doğru çıkarak Amman’a giderek devam ediyor

Amman’da kaldığımız otelde bir düğün vardı. Tabii meraklı bizler kapıdan da olsa görmek istedik. Sürekli müzik eşliğinde oynayan insanlar… Çok alışık olmasak da oyun havası her yerde aynı:=)Müzik insanların bilinçaltını mı, üstünü mü dışarıya çıkarıyor, neyse buradakiler biraz komik gözüküyorlardı:(J

Ertesi gün rotamız Amman merkezdeki antik müze, anfi, Şuayb (a.s) ın kabri, Medyen vadisi ve Lût Gölü… Hepsi de ilk isimlerini duyduk mu ürperdiğimiz yerler. Malum Kurân-ı Kerîm’de helak olan kavimler de yer alıyorlar.

Meyden, Şuayb vadiside deniliyor, yeşil bir vadi. Şehir merkezinden itibaren sürekli aşağıya doğru iniyorsunuz. Cuma günü olduğu için hem ziyaretimi yapmak hem de Cuma namazını kılmak için molamızı Şuayb (a.s)’ın kabrinde verdik. Lût Gölü’ne yaklaşmadığımızı anlıyoruz vadinin sürekli aşağıya doğru gidişinden. Ürdün’de kadınlar da cuma namazı kılıyor. Gayet güzel bir uygulama. Bu bölgede Yuşa (a.s)’ın kabir ve evi de mevcut. İstanbul’da bulunuyor Yuşa (a.s)’ın kabri fakat tarih bu bölgede olduğunu daha bir belgeliyor sanki.

Medyen kavmi yani Şuayb (a.s)’ın Peygamber olarak gönderildiği kavim ses şiddetinden helak olmuşlar.

Lût Gölü’ne doğru bu koca bölgeye Ürdün Vadisi deniyor. Yol kenarında Filistin mülteci kamplarını görüyoruz. İçimiz burkuluyor. Kamp denilince aklıma hep çadırlar gelmiştir. Fakat derme çatma da olsa gecekonduvari evlerden oluşuyor burada kamplar.

Lût Gölü’ne vardığımızda içimizdeki ürperti hâlâ devam ediyordu. Hatta acaba denize girsek mi? Çamur sürsek mi vs. gibi şüphelerimiz vardı.

Lût Gölü (Ölü deniz), deniz seviyesinden 400 m. aşağıda bulunuyor. Göldeki tuz oranı % 34. Yoğun minerallerden dolayı içerisinde hiçbir canlı yaşamıyor. Cilde gençlik veren özelliği nedeniyle çamuru kozmetik firmalarınca tüm dünyaya pazarlanıyor. Son dönemlerde İsrail fabrikaları yüzünden temiz su sıkıntısı çekiliyor.

Gölde çok enteresan görüntüler var. Kimse aslında yüzemiyor, sadece yatabiliyor. Gölde boğulma oranınız neredeyse sıfır. İçindeki tuz oranından dolayı yukarı çıkıyorsunuz. Hatta sırt üstü yatmış kişileri görüyorsunuz kitap okuyan. Çok şaşırtıcı; diplerden çamur çıkartıyorlar ve bedenlerine sürüyor insanlar.

Helak olmuş bir kavmin battığı gölden Allah şifa veriyor. Tabi ki, eşya’nın suçu ne?

Allah’tan Kurân-ı Kerîm’de “(Onlar) yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Baksalar ya, kendilerinden önceki (inkârcıların ve Allah’tan gelenleri hiçe sayan)ların sonu nasıl olmuş? Allah onları (her şeyi ile) kökünden kazımıştır. Bütün kâfirler için de, onun benzerleri vardır.” Muhammed – 10 ayeti gibi bir çok ayet-i kerime var:=)

Açıkçası manzara gayet güzeldi burada fakat çok ilgi çekici gelmedi bana görsellik adına. İstanbul gibi denizin ve doğanın güzelliklerini bir arada yaşayan bizler için sadece ibret almaktan öteye geçemedi.

Ertesin gün Ceraş Antik kentine, turun haricinde gitmek istedik. Turun kapsama alanında değildi. Sabah erken kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen Amman çarşılarına bir çıkalım dedik. Aslında gittiğiniz ülkeyi veya şehri tanımanın en pratik yolu pazar, çarşı vs girmek. Halkla daha yakın oluyorsunuz. Bu tarzı daha çok seviyorum. Hızlıca öğlen Ashab-ı Keyf’i ziyaret ettik ve hemen antik kente geçtik.


Son yıllarda yapılan kazılarda çıkarılan bronz çağına ait eserlerle, tarihi Milattan Önce 3000 yılına kadar dayandırılan Ceraş, Efes antik kenti gibi yıllara meydan okuyarak günümüze kadar gelebilmiş bir kent olma özelliğini taşıyor. Ortadoğu’da en iyi korunmuş Roma antik kentlerinden biri. Geniş bir alana yayılmış olan antik kentin bugüne kadar önemli bir kısmı açığa çıkarılmış. Kazı çalışmaları halen devam ediyor. Antik kentin “Hadrian Kapısı” adı verilen giriş kapısından içeri girildiğinde, sol tarafınızda bulunan ve eskiden atlı araba yarışlarının yapıldığı 15.000 kişilik hipodrom dikkat çekiyor. Hipodromda, Roma döneminden kalma kıyafetler giyinmiş silahlı askerler günde iki defa gösteri yapıyorlar. Antik kentin içinde ilerlediğinizde, 64 sütunla çevrili geniş bir meydan karşınıza çıkıyor. Sütunlar depreme dayanaklı yapılmış. Meydanın ortasında tanrılara adak adanan büyük bir sunak bulunuyor. Antik kentte 5000 ve 10000 kişilik iki amfi tiyatro ile 15 de kilise var. Eskiden her ailenin bir kilisesi varmış. Antik kentin diğer görülmesi gereken yerleri ise Zeus Tapınağı ile oksitlenmiş dış cepheleri ve taç şekli verilmiş sütun başlarıyla egzantirik bir görüntü oluşturan sütunlar…

Artık dönüş yoluna doğru çıktık. Güneye indiğimiz yere, Akabe’ye gidiyoruz. Gece yarısı uçağa bineceğimizden akşam yemeğimizi yedikten sonra çıktık yola. Akşam yemeğimizi yediğimiz restoran yöresel oyunların oynandığı, canlı müzik ve yöresel tatların ikram edildiği hoş bir yerdi… Ağzımızda güzel tatlarla Türkiye’ye geldikJ

Organizasyon ve ekibimizdeki yol arkadaşlarımız çok seçkinlerdi. Çok kalabalık olmamak da bu tarz gezilerde çok büyük avantaj. Daha keyifli ve rahat geziyorsunuz.

Ürdün çok güzel duygular bıraktı bizde. Ayrılmak istemedik. Hüzün, neşe, hayret, şaşkınlık, huzur ve mutluluk hep yanımızdaydı.

Ürdün bize göre biraz pahalı bir ülke; özellikle yiyecek, su. Ülkede içecek su olmadığından ülkemizde 25-50 kuruşa aldığımız sular burada 1-2 euro.

Özellikle rehberimiz Mizar çok dolu ve seriydi. Türkçesi de güzel olduğundan zorlanmadık.

Ürdün’ün en güzel yönlerinden biri de her yerden Kur’ân-ı Kerîm geliyor. Sokakta, çarşıda… Müzikten çok Kur’ân-ı Kerîm dinliyor insanlar.

Özellikle erkekleri konusunda fazla bir şey diyemiyorum. Turistlere çok ilgililer:)

Sadık dostlarla yolculuğa çıkılır deriz her zaman.:) Yol arkadaşlarımız her zaman seçilmiştir bize göre. Elhamdülillah, Allah hiç birimizi utandırmasın ve ağzımızın tadını bozmasın. Tabii şeker gibi tuz da, baharatlar da tat veriyor. Hayat da aynı bunun gibi; her birinden ayrı tatlar alarak yolumuza devam ediyoruz.

Ürdün’den karelere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz…

http://www.yollardayim.net/?p=2534

2 Comments

  1. hayriye altınkaya
    23 Ağustos 2013 23:09

    Tülaycım ,parmakların dert görmesin kardeşim,
    Ne güzel anlatmışsın yüreğine sağlık….
    Uzun zamandır bu yazıyı bekliyordum biliyorsun ; anıları tazeleyip yeniden yaşayabilmek için.
    Bu arada seni çok õzledim.

  2. Ercihan Altınkaya
    24 Mayıs 2014 12:04

    Güzel bir anlatım olmuş….

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>