Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

KÜLLERİNDEN DOĞAN ÜLKE BOSNA HERSEK…

Bazı geziler vardır arkasından çok bahsetmezsiniz resimler çekilir, bilgisayara aktarılır ara ara bakılır. Hatıralardan bahsedilmez bile.Bosna Hersek benim için hissi uzun sürecek bir yer oldu. Türkiye’ye geldikten sonra bile hala oralarda geziyor sanki ruhum.Giderken savaş’tan çıkmış bir ülke olduğundan hoşumuza gitmeyen manzaralarla karşılacağımızı zannediyorduk. Fakat hızlı toparlanmış ki, şaşırtıcı geldi bize.

Altı kişi safi niyetlerle çıktık yola. 1 saat 45 dakikalık bir yolculuktan sonra indik Saraybosna (Sarajevo) havalanına. Sarajevo Bosna Herseğin başkenti.

Enis Bahadır kardeşimiz karşıladı bizi samimi, heyecanlı ve çoşkulu.  Sarayova merkeze geçtik. Zaten sağolsun Enis gelirken tüm şehri tanıttı.Hemen hotelimize yerleşip daldık şehrin içine.

İlk önce tabiî ki Aliya İzzetbegoviç ve şehitlerin kabirlerini ziyaretle başladık. Sanki nur yağmış gibi bir mekan kabristan. Gayet mütevazi ve asil.

Başçarşı’nın içinden geçerek Gazi Hüsrev Bey Camii ve medresesini ve hemen yolun sağında yer alan Kurşuniye Medresesini ziyaret ettik.

Bu arada Başçarşı; Saraybosna’nın merkezinde ve 16. yüzyılda kurulmuş olan meşhur Osmanlı çarşısı.

Baş çarşıdan yürüyerek Sırp Ortodoks ve Katolik katedrallerini gördük. Pek giresimiz vardı ama ayin saatiydi. Maalesef giremedik. Dışarıda büyük alanda santranç oynayan amcalar pek tatlıydı. Zannetmeyin ki masada oynuyorlar. Park alanında yürüyüş oluna çizilmiş kocaman taşlarla oynuyorlar.

Hemen bir börek yeme aşkıyla çok sevimli bir yere geçtik. Amanın nasıl börekler. Peynirli, kıymalı, ıspanaklı, kabaklı börekler…Burada börek çok özel. Sabah kahvaltı börekle yapılıyor. El açması börekler. Tam bizlik.  Bizden farklılıkları böreğin üstüne yoğurt koyarak yemeleri.  Bizlerde denedik tabiî ki… hımmm farklı oluyor.

Akşam olmuştu gündüz gezdiğimiz yerleri birde akşam gördük. Resimler çekildik. Hotelimize geçtik.

Ertesi gün saat sabahın 04.00’de kalkarak hazırlanmaya başladık. Sevgili kardeşimiz Enis 05.00’e doğru geldi ve hareket ettik. Rotamız Mostar.

Yol yaklaşık iki saat sürüyor. Sağ tarafta Neretva nehri size eşlik ediyor. Her taraftan su fışkırıyor neredeyse. Neretva nehrinin üstünde bulunan Türkiye tarafindan yapilan Konjic köprüsüde görülmeye değer. Sabahın ilk saatlerinde köprünün üzerinde donarak yürümek ayrı bir zevk:=)

Yolumuza devam ediyoruz. Sabah sabah kuzu çevirme  çekti canımız diyeceğim siz bile inanmayacaksınız. Gerçekten ilk duyduğumuzda biz bile kulaklarımıza inanamadık:) Fakat buralarda adetmiş  bu yoldan geçerken kuzu çevirme yenilirmiş. Zdrava Voda’da sabah kahvaltısında kuzu çevirme yedik evet koca bir kuzuyu yedik:=) Kapı girişinde çevirilenen kuzular size merhaba diyordu. Sabah 07.30’da ayrı bir tadı oluyormuş kuzunun kahvaltıda tadı. Hiç yenmez demeyin tabaklar boş gitti. Fırınlanmış patates de kuzuya çok yakışmış bu arada. Bir tepenin kıyısındasınız ve arka tarafınız yeşilin her tonunu görebileceğimiz bir yer. Yeşili bölen bir nehir.

Yolumuz direk Mostara gidiyor. Bu sempatik yol çok hoşumuza gitti. Mostara ulaştığımızda Sarajevo’daki havadan biraz uzaklaştığımızı hissettim. Biraz daha kozmapolit geldi. Çevreyi gezerken mostar’ın aslında bir köprüden ziyade milletleri birleştiren bir yer gibi algıladık. Köprünün bombalanması videosunu seyrederken yüreğimiz kabardı. Girmek istemediğimiz savaş anlarına gittik bir an olsun. Mostar’ın hemen arka tarafında küçük Mostar denilen köprü’yü görmeniz gerekli. Daha bir yerel ve kendine has taş yapısıyla oldukça orijinal.

Mostarın havasını aldıktan sonra Blagay (Alperenler) tekkesine doğru yola çıktık. Aman Allahım dedirden bir yer. O ne ihtişam, o ne heybet, mütevazilik ve huzur. Dağa yaslanmış heybetiyle muhteşem bir yer. İçeriye girer girmez insanda bir sukünet hali hakim oluyor. Su sesiyle birleşen ve anlam veremediğiniz bir hüzün. Sarısaltuk Hz.leri tarafından yapıldığı söyleniyor. 600 yıllık bir geçmişi var. Ne dervişler, ne mürşitler gelmiş, geçmiş…ne zikirler yapılmış ne gözyaşları dökülmüş ne aşkla gönüller yanmış, çoşmuş…Suyun olması da ayrı bir hikmetli sanki. Her şey akış gidiyor. Belkide yükler suya bırakılıyor ve hafifleniyor…Suyu da öyle böyle sakin bir su değil. Mağara’dan çıkıyor ve iki üç metre sonra bir şelaleye dönüyor ve çağlayarak akıyor:=)

Blagay’da yaptıklarımız biraz gizli:=) Hızlı hareket etmemiz gerekiyordu daha Hırvatistan’a geçme niyetimiz vardı.

Blagay’da balık yenirmiş diyerek. Bizde su sesinin eşliğinde manzaramıza tekkeyi alarak balık yedik. Balıkta bir lezzetliydi:) Aceleyle çıktık Blagay’dan çıktık ama açıkçası hala aklım oralarda:=) Ayrılırken hüzün vardı:=)

Yolumuz Dubrovnik. Biraz teredütlü çıktık yola. Özellikle Enis’in yolda acaba sınırda problem çıkartırlar mı? Acaba sinirlerimiz bozulur mu? Gibi söylenmelerle yola düştük. Yol tam bir Çanakkale yolu. Bir tarafta yeşil bir tarafta dereler, nehirler yer yer deniz.

Kaç tane sınır geçtik sayamadım sanırım.  Traji komik olan haritaya bakarsanız aşağı kısımdan Bosna Hersek’e deniz sahil kısmında 27 km’lik bir yer verilmiş. Bu sebeble Bosna Hersek’ten çıkıyorsunuz Hırvatistana giriyorsunuz. Hırvatistan’dan çıkıyorsunuz Bosna Hersek’e giriyorsunuz. Bosna Hersek’ten çıkıyorsunuz ve tekrar Hırvatistan’a giriyorsunuz. Resmen çin işkencesi. Birde girişte komik sorular. Ne kadar paranız var? Ülkemize ne kadar bırakacaksınız? Bu sorulardan sonra insanın bırakması varsa da bırakmayacağı geliyor:=) Zaten bizim gibi mütevazi insanlar en fazla magnet ve kupa parası bırakır-))

Dubrovnik ortaçağ’dan kalma bir yer:=)

Dubrovniğe akşam olmasına çok az kala geldik. Hızlıca kale’ye ve kaleiçini gezdik. Şehrin kendisi otantik. Sahil, kuşlar ve ortaçağ. Sanki bir ortaçağ filminin içideymişiz gibi…Hiç unutamayacağım akşamlardan birini yaşadık desem yanlış olmaz. Hava gayet güzeldi biz geldiğimizde fakat birden bir yağmur başladı hava karardıktan sonra. Zümrüt hariç hiç birimizde şemsiye yok:=) O da resim figürani olarak getirmiş şemsiye’yi:=)

O yağmurun altında külahların bile taşımakta zorlandığı meşhur roma dondormasını bir yiyişimiz vardı tam görmelik. Ardından namaz nerede kılacağız? camiinin olmadığını biliyorduk tabiî ki. Dondurmacının Makedon olması işimizi kolaylaştırdı. Ömrümde mescid olduğuna bu kadar sevineceğim nadide zamanlardı sanırım. O yağmurda, soğukta bir hayır severin açtığı mescid hayat kurtardı diyebiliriz. Nasıl bir dua kapısı. Temiz lavobolar ve mescid.

Namazdan sonra uzun bir yol bizi bekliyordu  Saraybosna’ya dönmemiz gerekiyordu. Dubrovnik Saraybosna yolu fazla virajlı, deniz, uçurum ve dağJdan oluşuyor.

Geç saate kaldığımızdan bir tedirginlikte yok değildi hepimizde. Buna Saraybosna’da tipi gibi kar yağışı da eklenince şimdi burada olduğumuza şükrediyoruz. Yol hali her şey olabilir:=)

Ertesi gün zaten sabaha karşı geldiğimizden biraz geç kalktık. Bugün ki rotamız Travnik.

Travnik,  Saraybosna’nın 90 km uzaklıkta. Ne kadar doğru bilmiyorum ama vezirler şehir olarak biliniyor. Çünkü Osmanlı’ya onlarca devlet adamı yetiştirmiştir. Sınır karakollarından biri. Ayrıca cami çokluğuyla da biliniyor. Bir fotoğraf karesine 40 cami sığdığı söylenir. Biz sığdıramadık ama sığdıranlar olmuş diyorlar:=)

Ayrıca biz geldiğimizde hava çok soğuktu. Karlar çatılarda. Fakat her taraftan sular akıyor burada da. Yeşillik. Baharı müjdeleyen filizler… Kale’ye çıktık. Manzara buradan harika gözüküyor. Ayrıca buraya has biberli kaymak tadmaya ve almaya değer. Biberli kaymağı buranın haricinde bulmanız mümkün değil sanki.

Travniğe giderken Ahmici köyüne’de uğrayabilirsiniz. Hırvatlar tarafından 24 saat kül ve duman sloganıyla katliam yapılmış.

Bugün Saraybosna’ya döndüğümüzde baş çarşıda epey vakit geçirme fırsatı bulduk. Cewabi yedikJ Kebap tarzı bir şey:=)

Akşam kar yağışında içtiğimiz ve zor bulduğumuz türk çayı damağımızda ayrı bir lezzet bıraktı.

Ertesi gün dönüş günümüz sabah alınacaklar, verilecekler halledilip Bosna Herseğin milli parkı VRELO BOSNA’ya doğru yola çıktık. Hava soğuk ama bizlerdeki görme aşkı her şeyin üstesinden geliyor. Burası harika bir yer. Yeşil başlı güvel ördeği’de gördük sonunda burada. Yeşillik ve akan dereler sanki insanı büyülüyor. Ayrıca çok romantik bir yerJ Böyle bir yere oturup saatlerce dinleyip, dinlenebilirsiniz.

Son olarak Saraybosna da Ilıca tünelini ziyaretimiz oldu. Uçağa binmeden son üç günde hissettiğimiz duyguların tam tersi bir hüzünle ziyaret ettik. Gönlümüz titredi neredeyse. 1.6 metre yüksekliğinde ve 800 metre uzunluğundaki tünel, 1993 yılında, savaşın devam ettiği sırada inşa edilmiş ve Dobrinya ile Butmir’i birbirine bağlıyormuş. Savaş zamanlarında şehre yardım götürmek amacıyla açılan bu tünelin günümüzde sadece 20 metrelik kısmı kullanılabilir durumda. Tünelin içinde kısa bir film seyrettiriliyor. Gerçek görüntüler mevcut.

Artık havaalanına geçme zamanı. Ne hikmetse ilk karşılamayı hazetmediğim gibi vedaları hiç hazetmem..Arkamızda Saraybosna’yı bırakırken ağzımızda güzel tadlar, gönlümüzde huzur ve mutluluk aroması, ruhumuz da bir

sonraki güne merhaba diyordu…

Son notlar

-Bosna Hersek’e gelip börek yemeden ayrılmanız imkansız, kıymalı, peynirlik, patatesli, kabaklı…hepsini tavsiye ederim:=)

-Alış veriş yaparken esnaf bizler gibi pazarlık yapmayı sevmiyor bilginiz olsun.

-Gazi Hüsrev Bey Han’ından güzel cüzdanlar alabilirsiniz. Kahve takımları da  güzel bir hatıralık.

-Tat olarak kahvesi bizimkilerden farklı olmasa da hediye etmek için bolca alabilirsiniz=)

-Sevda kafe muhakkak uğranmalı ve  elmalı boşnak tatlısı (Tufahiye) yenmeli.

-Soğan dolması da yenecekler  arasında…

-Türk çayına alışık olanlar en azından yanlarında paket çay getirebilir, bulmak neredeyse imkansız

-Saraybosna da Güzel Sanatlar Okulunu ve Katedralleri muhakkak görün:)

-Her yeri gezebilirsiniz. Fakat Enis Bahadır’la Bosna Hersek’te muhakakk görüşün. Bosna Herseği size ondan daha iyi gezdirecek kim olabilir?

-Son olarakta Allah herkese ideal yol arkadaşları nasip etmiyor:) Bunun için tekrar hamd eder, şükrederiz…

Avrupa’ya doğu’dan giriş yapan bizler için bizim doğumuz her zaman baştacı:)

Aşağıdaki eserde hediyemiz:)

http://www.youtube.com/watch?v=fB3Re7LVVzM

Bosna Hersek fotoğraflarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

http://www.yollardayim.net/?p=2427

One Comment

  1. zumrut
    20 Nisan 2013 20:10

    Harika bir anlatim olmus :)

    Tekrar tekrar o anlara geri dondum hele DUbrovnik neydi neydi off offf
    Gonlune saglik…

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>