Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

KIBRIS BİZİ BEKLİYOR…

Girne Kapısı

Herkesin ilk duyduğunda ne işiniz var orada, Casino görmeye mi gidiyorsunuz? diyerek tepki gösterdiği bir yer Kıbrıs.

Yine kadim dostlarımdan Zümrüt, Neslihan Sultan ve Zeynep’le birlikte yollara düştük. Malum uçağımız erken olduğundan gün epey erken başladı bizim için. Kahvaltımızı Kıbrıs’ta yapacak gibi planlamıştık.

Kıbrıs’a indiğimizde bizi karşılayan kardeşimizle birlikte kahvaltımızı yaptık. Tabii ilk dikkatimizi çekenler yüksek binaların olmaması ve geniş caddelerdi. Yavru diyoruz ya acaba İngilizler ne diyor burası için. Çünkü Türklerden çok sanki İngilizler var. Arabalar bile sağdan. Yakın zamanda İngiliz nüfusu Türkleri geçebilir.

Güzel bir kahvaltı’dan sonra ilk çıktığımız yer  St. Hilarion Kalesiydi. Girne ve Lefkoşe arasında bir yerde. Sanki kaya’ya oymuşlar. Tepe çıkıyorsunuz. Çıktığınıza değiyor tabiî ki. O nasıl bir manzara. Dağlar, deniz… St. Hilarion Kalesi Ada halkını olası Arap akınlarına karşı korumak ve muhtemel sardırılara karşı uyarmak amacıyla inşa edilmiş. Ne kadar korktukları kaleden belli oluyorJKale’nin çevresinde sakız ağaçları ve tesbih ağaçları ilgimizi çekmedi değil. Korumaya alınmış.

St. Hilarion Kalesinden sonra Girnedeki Bellapais Manastırına yönümüzü çevirdik. Girne bir sahil şehri. Manastır beş parmak dağlarının eteklerine kurulmuş. Bir kısmı önceki yıllarda yanmış. Uzun çam ağaçları buranın en dikkat çeken görsellerinden. Kuzey sahillerinin tümüne hükmedebilen görüşü ve güzel dağ manzarası ile Kıbrıs’ta muhakkak görülmesi gereken en önemli yerlerden.

Yine Girne’ye 4-5 km uzaklıkta bulunan Hz. Ömer türbesi adıyla ziyaret edilen yer ayrılmamak istediğimiz kabirlerden. Bir rivayete göre Hz.Muavi’ye döneminde gelen yedi akıncı sahabe’nin kabri. Kabir tam denizin son kısmında gibi duruyor. Bir burnun uç kısmında sanki. Hemen yan tarafında deniz suyunun içine girdiği bir mağara var. Söylenenlere göre vefat edenler buradan çıkartılmış.

Hz.Ömer türbesinden ayrılmak istemedik. Namazlarımızı burada kıldıktan sonra Girne merkeze geçtik.

Girne

Girne kalesine çıkmak istedik saat 14.30’du. Çok şaşırdık ki kale bu saatte kapanmış. Nasıl memur zihniyeti demeden edemek kendimizi. Kalenin az kısmına çıktıktan sonra söylene söylene inmek zorunda kaldık tabiî ki. Kıbrıslılarda pek keyif ehli geldi bana açıkçası. Yahu 14.30’da mesai biter mi?

Zaten bahçelerdeki mandalina, portakalların, ağaçlardaki hurmaların toplanmadığı için çürüyüp gittiğini duyunca nasıl üzüldük anlatamam. Hatta arkadaşlarımızın götürebildiğimiz kadar götürsek mi, toplamak için tekrar gelelim gibi teklifleri oldu.

Girne merkezde sahilde, teknelerin arasında dolaştıktan sonra Karaoğlanoğlu Şehitliğine ziyarete gittik. Kıbrıs Kara harekatına katılan tankların bulunduğu açık hava müzesini gezdik, çıkarma anıtını gördük. Hava’nın kararmaya başladığı anda özellikle deniz ve güneşin batışı manzarasında değerli dostlarla havanın keyfini çıkarttık.

Kıbrıs meyvesi bol bir ülke. Fiyatlar biraz yüksek tabiî ki Türkiye’den. TL’den ziyade Euro kullanılıyor ağırlıklı.

İlk günümüz çok keyifli geçti elhamdülillah. Ertesi gün erkenden Lefkoşe gezimize başladık. Bugün için planlarımız çok yoğundu. Sabah kahvaltımızı Girne kapısının orada yaptık. Girne kapısı Lefkoşenin Girne tarafından girişinde bulunan bir kapı. Venediklilerin yaptığı üç kapıdan biri.

Barbarlık müzeside Girne’de muhakkak görülmesi gereken yerlerden. 1963’te katledilen ailenin evi. Evin içi çok kasvetli. Boğazınız düğüm düğüm oluyor. Göğsünüzün üstüne sanki bir şey oturuyor.

Barbarlık müzesinden çıktıktan sonra bir hava alma ihtiyacı hissettik.

Lefkoşe suriçine doğru yürüdük. Mevlevihaneyi, Büyük Hanı, Semiye Camiini, Haydarpaşa Camiini gezdik. Nostaljik Lefkoşe sokaklarında dolaştık.

Lokmacı Barikatı

Lokmacı sınır kapısında durduk:=) Güney Kıbrıs’a doğru gidemedik tabiî ki:) Sınır kapısı komik geldi bize. Aynı mahalleden iki’ye bölünmüş. Kıbrıs vatandaşları girip çıkabiliyor. Fakat TC vatandaşları giremiyor. Vize alması gerekli.

Acı haliyle gülümseten bir tablo. Aynı bölgede BM’lern gözetleme kulesi, bir futbol maç sahası var.

Lefkoşe’den Gazi Mağusa’ya doğru yola çıktık. G.Mağusa sahil şehri. Ticari limanı var.

Kutup Osman türbesini ve Osmanlı şehitlerinin bulunduğu mekanları ziyaret edebilirsiniz

G.Mağusa özellikle Maraş bölgesiyle gündemde kaldı. Maraş bölgesi 1974 öncesi şimdilerin Hawaisi gibiymiş. Fakat 1974’ten sonra tampon bir bölge haline gelmiş. İn cin top oynuyor, yasaklı bir bölge. Şu anda Türk Silahlı Kuvvetlerinin kontrolu altında. Sadece dışarıdan görebiliyorsunuz. Bir nevi hayalet şehir.

G.Mağusa da Canpulat müzesini gezebilirsiniz. Osmanlı Türk Generali Kilisli Canbulat Bey’den ismini almış.

Ve Lala Mustafa Paşa Camii. Bir sanat harikası. Aslı bir katedralmiş. Kıbrıs’ın fethinden sonra camiye çevrilmiş. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin en büyük iki camisinden biri. Kıbrıs Fatihi olarak anılan Lala Mustafa Paşa’nın adını almış.

Lala Mustafa Paşa Camii çevresinde o döneme ait eserler de var. Hatta Venedik kalıntılarına bile rastlayabilirsiniz.

Şair Namık Kemal’in sürgüne gönderilip, yattığı zindan da burada.

Bu bölgedeki huzurlu havadan sonra Saramis Harabelerini görmeye gittik. Saramis harabeleri, Magusa’nın 8 kilometre uzağında Akalar tarafından kurulmuş. Araştırmalar Salamisin geçmişinin MÖ 11. yüzyıla kadar uzandığını göstermiş.

Salamis Harabeleri, çeşitli uygarlıkların ve daha çok Roma kalıntılarından çeşitli heykel traşlarlar, silindir şeklindeki işlemeli sütunlar, surlar,anfi tiyatro alanı, ve daha birçok tarihi kalıntıları bulabileceğiniz tarihi bir mekan. Kıbrısta muhakkak görmeniz gereken bir yer.

Mağusa’dan öğrendiğimizde çok şaşırdığımız Barnabas’ın kabrini ziyaret ederek ayrıldık. Barnabas’ın Hz.İsa’nın havarilerin biri olduğu söyleniyor. Hatta ünlü Barnabas incili kabrinden çıkartılmış. Tabi söylenenlere göreJ

Artık akşam olurken Kıbrıs’a iki gün yetmeyeceğine kanaat getirdik.  Bir günümüz daha olsa Karpaz’a doğru gidebilirdik.

Şeftali Kebabı

Akşam Şeftali kebabı yedik. Kıbrısla hiç alakası olmayan bir kebab. Bu kebab yüksek ihtimal buraya göç ederek gelen Antakya, Adana, İskenderunluların getirdiği bir kebab. Köftenin her tarafı yağla kaplanmış ve ızgara yapılmış. Tabii ağır bir kebab, bir daha yemeyeceklerim arasına girdi:)

Kardeşimiz Sami Mağusa’dan Girne’ye dağ yolunu kullanarak geldi. Dağ yolu dikkat çekiciydi. Ömrümüzde görmediğimiz iki limuzinle karşılaştık. Limuzinlerin sebebini öğrenince midem bulandı. Hafta sonu malum casinolar için gelen zenginleri havaalanından alıp tekrar bırakmak için kullanılıyorlarmış.

Evet bu kısmı rahatsız edici tabiî ki. Ama Kıbrıs’ta gördüğümüz güzelliklerin yanında bunlar çok etkilemedi bizi. Bir yere neden gittiğin ve nasıl baktığında önemli. Her zaman dediğimiz gibi mekanları güzelleştiren insanlar. İçimizdeki huzuru ve mutluluğu da gittiğimiz yere kendimiz götürüyoruz.

Neyi arıyorsan o seni buluyor:)

Not: Sami Başgil kardeşimize çok teşekkür ediyoruz. Olaki Kıbrıs’a yolunuz düşerse onunla görüşmeden gezmeyin derim:=)

One Comment

  1. Rumeysa Yıldız
    22 Nisan 2013 09:19

    gitmiş kadar oldum. ellerinize, emeğinize, ayaklarınıza sağlık

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>