Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

NEMRUT’UN DAĞI YANDIRDI BİZİ…

Aklıma geldikçe hala ürperiyorum. Bir Nemrut aşkı vardı bizde sağolsun. Siirtte başlayan gezimiz Nemrutla sona erecekti. Erdi de:)Son vuruş tam oldu. Adıyaman merkezden Kahta’ya oradan bir gece konaklayacağımız butik otelimize(!)yerleştik. Kahta’da yapılabilecek pek bir şey bulamadık.Sadece Atatürk barajınde Sûre (Şabut) balığı’nın tadına bakmak lazım. Bu toprakların ikramının sonu yok. Bir balık istiyorsunuz. Pliav, salata, közleme, içeceği bedava:=)

Nemruta iki şekilde çıkılıyor. Biri sabah güneşin doğuşu, biri akşam güneş batışı için. Biz sonradan öğrendik ki güneşin batışı daha bir tercih ediliyormuş. Sonradan anladık tabi:)

Nemrut

Biz sabah doğuşu tercih ettik. Doğuş için seremoni gece 02.30’da başladı. Ekip arkadaşlarımızla kalktık, hazırlığımızı yaptık. Henüz Kahda’ da çok güzel bir hava vardı. Sürekli çorap giyin, battaniye alın, üstünüzü sıkı giyinin dedikçe millet Allah Allah neden bu kadar çok söylüyorlar demeden edemedik açıkçası.

Neredeyse bir saat süren bir gece yolculuğundan sonra Nemruta ulaştık. Kahta’dan Nemrut’a 50 km. Yollar öyle böyle değil. Yukarılara çıkıldıkça nasıl uçurum. Gece yarısı tedirgin olmadık değil. Asıl başımıza geleceklerden habersiz içimiz neşe dolu gidiyorduk bilinmeze doğru:=)

Nemruta çıkmadan önce ufak bir tesise geliyorsunuz. Nemrut Dağı Milli Parkı, Kommagene Krallığı’nın bir antik kentini barındıran milli park ve ören yeri. Tüm arabalar buraya geliyor. Çıkış noktası buradan başlıyor.

2150 m. yükseklikte olan Nemrut, dünyanın sekizinci harikası olarak adlandırılıyor.  Yüksekliği on metreyi bulan  heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle ilgimizi çekmedi değil.

Battaniyeler, donanımlar tamamlandı. Bizlerde arabadan iner inmez soğuk rüzgarın merhabasıyla karşılaştık. Yavaş yavaş aşağıda  söylenenlerin sebebini anlamaya başladık.

Tesiste biraz bekledikten sonra sabırsızlıkla çıkmaya başladık. Başımızdan aşağıya battaniyeler, kat kat giysiler. Bismillah diyip çıkmaya başladık… Nasıl bir rüzgar esiyorsa, resmen savuruyor bizi. Ama öyle böyle değil. Biraz biraz yukarılara çıkmaya başladıkça rüzgar bizi iki yürüyor bir düşerek girdap gibi içine alıp alıp dışarı veriyor. Hatta ekip arkadaşlarımızdan Zeynep’in sağolsun kilo olarak zayıf olduğundan bir ara yanımdan uçacağından korktum. Yalnız hassas olunması gereken kısmı sağ tarafın uçurum olmasıydı. Sol taraf taşlık. Her taraf boşluk çıkıyoruz yukarı’ya doğru. Gündüz olsa en azından insan görür nereye bastığını:)

Tüm ekip yukarıya çıktıkça sanki geri’ye doğru geliyor. Bir ara “Allahım bizim burada ne işimiz var. Yoksa rüyada mıyım?” demekten kendimi alamadımL Hatta “Bu Nemrut neymiş Allahım buraya kadar ne çıkartmışlar heykelleri?” deyip durdum.

Ne kadar ibretlik diyerek düşe kalka, resmen ölüm tehlikeleri atlatarak çıktık. Heykelleri görünce  bir rahatlama oldu birkaç saniyelik. Çünkü rüzgar daha bir şiddetli esmeye başladı. Öyle ki bulan kaya’ların arkasına geçiyor. Bir esiyor hepimizi yerle bir ediyor.

Tepelerin ardında güneşi beklerken acaba nasıl çıkacak düşüncesiyle… Evet güneş çıktı. Gözlerimizi battaniyelerin arkasından açabildiğimiz sürelerde baktık. Emin olun güneş Beykoz’dan daha güzel gözüküyor:=) Sadece güneş batışı için Nemruta çıkmaya hiç gerek yok demeden edemedim kendi kendime.

“Tanrıların dağı” denmesinin sebebi sanırım buranın yüksekliği, görülen manzara ve heykeller.

Böylelikle Nemrut aşkımız soldu. Solarken bizi soldurmadı çok şükür.  Durabildiğimiz kadar birkaç resim çektirdikten sonra inişe geçtik. Fakat rüzgar durmadı. Çıkarken sürekli yukarda durur, durur dediler de durmadı yahu. Hatta daha bir şiddetlendi. Bazı sabahları olurmuş böyle. Bize denk gelmiş. Genelde akşam tercih edilirmiş. Geneli pek tercih etmediğimiz için başımıza gelenler olmuyor değilJSonradan öğrendiğimize göre kalp krizi geçirenler, uçuruma düşenler oluyormuş. Hayatını kaybedenler olmuyor değilmiş. İran hava yollarından sonra ikinci ölümden dönüşümüz oldu sanırım… Takdir,  vade dolunca nerede olduğun önemli olmuyor.

Nemruttan indikten sonra kahvaltı’ya kadar Cendere Vadisinde gezeceğimiz yerler vardı. M.Ö. 1. yüzyıl başlarında Kommagene Krallığı bu bölgede kurulmuş. Cendere  Vadisindeki Arsameia Ören yerini, Karakuş Tümülüsünü, Cendere deresini, Cendere  köprüsünü, Kahta ve şeytan kalesini gezdik. Çok keyifliydi. Cendere Vadisi sanki halı dokunmuş gibi ayaklarımızın altındaydı.

Nemrut şokumuzu atlattıktan sonra arkamıza bakmadan dönüş yoluna geçtik. Bir daha çıkar mıyım tabiî ki çıkarım merak etmiyor değilim güneş batışını:)))

One Comment

  1. sanalkaynak
    17 Şubat 2015 00:47

    Faydalı bilgiler mevcut Paylaşım için teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>