Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

DİYAR-I SİİRT

Kaleden...

Uzak diyarlar aklıma, giderken içine doğru geri gelmeyi getirir. Uçup gitmek… Uçak salınırken sende başka alemlere salınırsın.

Ve İstanbul’dan bindiğin uçak  uzaklara ülkenin binbir güzelliği olan bir şehre iner.

Batman’dan asıl istikamete geçilir. Siirte…Batman Siirt arası bir saat. Havaalanın’dan Siirtte geçmek oldukça kolay.

Siirtte buluştuğumuz arkadaşlarımızla ve bizi misafir edeceklerle karşılaşmalarımızdan sonra başladı gezimiz.

Siirt küçük bir il. Hemen insanların aklına fıstık geliyor tabii. Merkezde keçeden ürünler, yünden seccade ve kilimler bolca var.

İlk durğımız Veysel Karani türbesi. Baykan ilçesinde bulunan Veysel Karani türbesi, Eyüp Sultan misali.  Baykan Siirt merkeze 47 km uzaklıkta. Ziyaretçiler akın akın. Etrafta şekerciler, türbentçiler, hediyelik eşyalar satanlar…Burası sanki Arabistandan da yol kenarında uğradığınız ziyaretgahları anımsatıyor.

Siirt evliyalar diyarı gibi, her yerden biri selamlıyor sanki sizi. Yolda giderken sağlı sollu türbeleri görmek mümkün. Tabii bizde ki algıdaki seçicilikte hafife alınmamalı.

Bize Siirtte mihmandarlık yapan kardeşimiz Allah razı olsun çok sabırlıydı. Pek bir yer atlamadı.

Yolda giderken Ebul Vefa’nın,  Şeyh Hüseyin el Naccar ve Abdulkadir Geylani Hz.lerinin torunlarından Şeyh Muhammed’in türbelerini ziyaret etmemize vesile oldu.

Siirt merkeze gelip yönümüzü Tillo’ya çevirdik.

Tillo, medreseler ve evliyalar diyarı…Tillo’nun manası Süryanicede “Yüksek Ruhlar”. Gerçektende yüksek ruhlar mekan tutmuş buraları. Dünya’dan kopuk bir havası var. Dünya’nın içinde ama bir o kadar da dışında bir yer hissi uyandırdı bana.

Siirtte geliş sebebimiz açıkça söylemek gerekirse Tillo’ya gelmekti. Tillo’ya özellikle İsmail Fakirullah Hz,İbrahim Hakkı Hz.’leri için gelmiştik. Ama kilometreye düşen evliya sayısını görünce toprağa basmaktan utandık. Bazıları şunlardı, Şeyh Hamza El Kebir Hz, Şeyh Mücahit Hz, Gavsul Memduh Hz, Zemzemul Hassa Hz.(Kadın Evliya).

Tillo Osmanlı döneminde de medreselerinde dini ilimlerin, fen ilimlerinin (astronomi, matematik, fizik, kimya, biyoloji ve tıp) merkezi olmuş.

İbrahim Hakkı Hz. Hicri 1115, Miladi 1703 yılında Erzurum’a bağlı Hasankale İlçesi’nde doğmuştur . Babası Molla Osman, bir mürşit aramak maksadıyl a Tillo’ya gelmiş, burada İsmail Fakirulla h Hz.’ni bularak hizmetine girmiştir . Babasının arkasından İbrahim Hakkı da amcası Ali ile birlikte Tillo’ya gelmiştir . Okuma çağındayken İsmail Fakirulla h Hz.’ne talebe olup, o günün şartlarına göre çok ileri seviyede dini ve fenni ilimler tahsil etmiştir. Bunun üzerine hem dini ilimlerde, hem de fenni ilimlerde üstünlüğü ifade eden “Zülcenaheyn” yani “İki kanatlı” ünvanını elde etmiştir. Bu sırada hocası ve şeyhi olan İsmail Fakirulla h Hz.’nin tarikatı olan “Uveysiyye” tarikatın a intisap etmiştir.

Büyük mütefekkir İbrahim Hakkı Hz. hadis ve fıkıhta, tasavvuf ve edebiyatta, psikoloji ve sosyolojide, tıp ve astronomi de ve pek çok ilim dalında büyük bir kudret ve yetenek göstermiştir.

Fakirullah Hz.lerinin türbesi bir büyük ve iki küçük kubbenin örttüğü iki oda ve bir hol ile bir kuleden ibaret. Türbenin asıl özelliği; Tillo’nun 3-4 Km. doğusundaki bir tepe üzerine yapılmış olan duvardaki 40×50 Cm boyundaki pencereden her yıl; gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü, yeni doğan güneşin ilk ışınları, türbenin tümü kale duvarının etkisiyle gölgede kalırken, pencere boşluğundan geçip, türbe kulesinin penceresine vurarak kırılmak suretiyle İsmail Fakirullah’a ait sandukanın baş tarafını aydınlatmasıdır. Bununla ilgili “yeni yılda doğan ilk güneş, hocamın baş ucunu aydınlatmazsa, ben o güneşi neyleyim” sözü İbrahim Hakkı’nın hocasına olan saygısını göstermektedir.

Tillo’dan ayrılasımız gelmedi. Edebin, hüznün, vakarın yeriydi sanki…

Siirt Kalesinden

İlk günümüzü Siirt Kalesini ziyaret ederek bitirdik. O nasıl bir muhteşemlik. Sanki tablo. Siirt kalesindeki manzara bizleri başka alemlere götürdü. Kale kalıntıları çok değil aslında. Kaledeki manzara için bile tekrar Siirtte gelebilirim. Özellikle doğa fotografı çeken arkadaşlar Siirt kalesini muhakkak görmelisiniz.

Siirt insanları çok sıcak, samimi, vakarlı, ikramlı, özelliklede dışarıdan geldiğiniz belliyse size ilgi gayet güzel. Bir çoğunun Siirtte ne işiniz var sözlerinin yanında, Siirtte çok işimiz varmış, görecek çok yerlerimiz, tanışacak çok değerli kardeşlerimiz, yiyecek çok şeyimiz varmış, diyesimiz geldi:=)

Yol arkadaşlarımızın hoşluğuyla yollar daha bir keyifli ve zevkli geçiyor. Biliyorsunuz ki yola herkesle çıkılmaz. Bu zamana kadar hiç pişmanlık yaşamadığımız ekibimiz bu seferde sağlamJ

Yoğun bir günden sonra bizi çok harika bir sofra bekliyordu. Siirtlilerin misafirperverliklerine bir kez daha şahit olarak bir günü bitirdik. Yoğun geçen bir günün ardından yarının heyecanıyla gözlerimizi kapadık.

Büryan; Sabah sabah et yenir mi diyenler. Aman dilinizi ısırın. Normal etten bahsetmiyorum.

Büryan kebabın yapımı için bir kuzu ikiye bölünüyor. But ve kemikleri ayrılan etler, çengeller ile 2.5 metre derinliğinde bir kuyuya içerisinde, askıda kalarak yani direkt ateşe temas etmeden pişiriliyor. Pişirme işlemi sırasında kuyunun kapağı kapatılarak etrafı üstten hiç hava almayacak şekilde çamurla kaplanıyor. Etler kuyuya odun ateşinin köz haline gelmesinden sonra asılıyor. Askıda pişen etlerin altına büyükçe bakır bir kazan konuluyor.

Kemikli etler bu kazan içerisinde pişerken, bu etlerin buharıyla  yukarıda asılı olan çengele asılı durumdaki ikiye bölünmüş olan kuzunun bütünü pişiyor.

Askıdaki etlerin eriyen yağları alttaki bakır kazana damladıkça,oradaki kemikli etlerin pişme süresi ile askıdaki etlerin pişme süresi eşitlenmiş oluyor. Büryanı hazır hale getirmek oldukça yorucu ve ciddi sabır isteyen bir iş.

Sabah yedide hepimiz büryan yemek için hazırdık. Hemencecik bir büryan salonuna gittik. Büryanın yanında domates, soğan gibi şeylerde veriliyor. Tabaklar süpürülünce anladık ki büryan tadından yeniyormuşJ Bu Siirtlilerde ağzının tadını biliyor:=)Hepsinden Allah razı olsun.

Bugün öğle’den sonra Elazığa yolculuğumuz var. Öncesinde merkezde alış veriş yapmak gerekliydi. Hep birlikte Siirte has keçi tüyünden yapılmış kilim, seccade gibi ürünlere daldık. Ve tabikii Fıstık. Antepliler alınmasın ama Siirt fıstığını görene kadar Antep fıstığı bir numaraydı. Siirt fıstığı hem büyük hem dolgun. Siirten alınacak iki şey kilim ve fıstık. Diğer bakır vs ürünleri aslında bölgedeki diğer şehirlere ait.Tabii bizler bu bölgede daha önceden gezdiğimizden bunlara aşinayız ve itibar etmedik.

Siirtte geçirdiğimiz iki gün için özellikle Selma Eren’e, Serkan Barın ve Saadet Barın’a çok teşekkür ediyoruz. Misafir perverlikleri ve içtenlikleri yüreklerimizi  şekillendirdiler…

Siirt Fotoğraflarından sizler için seçtiklerim:)

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>