Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Delicious button
Digg button
Flickr button

ADEM YAŞARİ’NİN DİYARI KOSOVA…

“Şehit hayat vermezse İslam olmaz”

Kosovalı İlyas Amca:=)

Biz çok sevdik Kosova’yı ve Kosovalıları….

Yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın habercisi diyerek yollardayız.

7 kişi…7 aşklı, şevkli, heyecanlı, külfetsiz, neşeli, keyifli, sevgi dolu…Kosova yolculuğumuz çarşamba sabahtan başladı. Sabah erkenden çantalar sırtımızda yollara düştük. Periyodik olarak kullandığımız E 10 hattıyla Sabiha Gökçe’ne ulaştık. Pegasus’tan aldığımız biletlerimizle, rahat bir yolculuğun ardından Priştinadaydik. 1 saat 20 dakika sürdü.

Havaalanının küçüklüğü sizi şaşırtmasın hemen yanı başında yeni Havaalanı yapılıyor. Yapan firmada Türkiye…

Sigarayla imtihanımız havaalanında başladı. Ne kadar büyük nimetmiş kapalı alanlarda sigara içmeme yasağı. Ve biz nasıl alışmışız. Sanki boğuluyor gibi olduk. Allahtan ekibimizde içende yoktu.

Bizleri havaalanından alan çok değerli dostlarımız Mualla ve Meryem Hanımlar içtenlikleriyle karşıladılar.

Priştina’da Alaadin Medresesi’nin misafirleriyiz. İner inmez medreseye ziyaretimiz başladı. Medresenin müdürü Bahri Siniçse bizlere okulu gezdirdi. Gezdirirken de tarihinden bahsetti. Aladdin Medresesi Türkiye’deki İmam Hatip Liseleriyle eş değerde. Çeşitli şehirlerde de şubeleri var. Tarihi bir yapı.  Yatılı kısmı, yemekhanesi var. Bu arada öğle yemeğimizi burada yedik. Enfesti:=)

Kosovalılar et çok tüketiyor. Hayvancılık yaygın. Sütleri, yoğurtları, peynirleri çok güzel. Tabi savaş sonrası henüz toparlamaya başladıklarından sanayi yok denecek kadar az. Hayvancılık yaygın ama deri endüstrisi yok.

Alaaddin Medresesinin bir bölümü var ki. Görmeye değer. Eski eserler arşivi. Osmanlı’nın getirdiği beş yüz yıllık el yazması Kuran-ı Kerimler, yazma eserler. Bir grup burada çalışma yapıyor. Digital ortama aktarıyorlar. Bu odanın kokusu bile insana huzur veriyor.

Priştina sanki inşaat alanı gibi. Her tarafta inşaat var. Savaştan sonra ülke hızla kendisini toparlamaya başlamış.

Yüzler hiç yabancı değil. Türklerin yoğunluğundan ve manevi bağlarımızdan dolayı kendimizi hiç yabancı hissetmedik.

Priztina’da dikkatimizi çeken bir şeyde çok az sayıda(176) Katolik olmasına rağmen 4 katlı Katedral yapılmış olmasıydı.

Misavirperver dostlarımızdan Prizren’e gitmek üzere ayrıldık. Prizren başkent Priştina’ya 90 km uzaklıkta. Kosova’nın ikinci büyük şehri. Daha çok Amasya, Bursa arası bir şehir. Osmanlı eserleri yoğunlukta. Tam ortasından bir dere geçiyor, dere üzerinde taş köprü. Köprü’nün kenarlarında Amasya evleri gibi eski evler sıra sıra. Osmanlı zamanında yapılmış şadırvan ve taş köprü 1979’da selden çok zarar görmüş.

Prizren, kocaman bir dağa yaslıyor sırtını. Şar dağına. O kadar ihtişamlı ki, kendisine hayran ediyor.

Kaldığımız hotel hemen merkezdeydi, derenin kıyısında. Clion Hotel. Temiz ve sadeydi. Allah razı olsun Ramazan Bey’den bizim için en iyisini düşünmüş.

Prizren’e girdiğimizde akşam ezanı okunuyordu hemen Sinan Paşa Camii’nde akşam namazına yetiştik. Osmanlıdan kalma bu camii önceleri silah deposu olarak kullanılmış. İmam Efendi’nin Türkiye’den geldiğini öğrenince daha bir yabancı hissetmedik kendimizi. Camiinin içinde ileri yaşlarına rağmen Kuran-ı Kerimi öğrenmeye çalışan amcaları görünce çok hoşumuza gitti.

Camiiden çıkınca derenin kıyısındaki hoş bir cafe’de macchiato içtik. Buralarda pek meşhur. Herkesler içiyor.

Grubumuz o kadar eğlenceli ve neşeli ki yatana kadar uzun vakit geçti. Sabah erkenden yola çıkmak durumundaydık.

Bugün, Drenica şehrinin Prekaz köyüne yolculuğumuz,  Adem Yaşariye. 2.5 saat sürdü.

Adem Yaşari; Sırplara karşı ilk mücadele eden kişi. Kosova Kurtuluş Ordusu’nun baş mimarlarından. Köydeki evleri Sırplar tarafından kuşatılmış ve 56 kişi aynı anda öldürülmüş. Yaşari’nin dedeleride Rus’lara karşı savaşmış. Mücahid bir aileden geliyor. Sırpların harabeye çevirdiği evleri müze gibi korunuyor. Sürekli savaşın anılarını unutturmamak için ziyaret ediliyor. Adem Yaşari ve o gün şehit olanların mezarları hemen köyün ortasında. Prekaz köyü o kadar hüzün dolu ki, hem kalmak hem gitmek istiyorsunuz  aynı anda. Sizi çeken güzelliklerin yanında sanki içinizden bir hüzün kuyusuna ip salınırmış gibi oluyor.

Dualarımızı yapıp, ziyaretimizi tamamladıktan sonra ver elini Sultan Murat.

Akşama doğru Sultan Murat Türbesine yaklaştık gidiş yolu da harikaydı. Kızıllıklar arasında batan güneşin ve türbeye yakın termik santralin manzarası görülmeye değer.

Sultan Murat1.Murat. 3. Osmanlı Padişahı. I. Kosova Savaşı’ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri olan Milos Obilic tarafından hançerlenerek şehit edilmiş. Şehit edildiği yere defnedilmiş. İç organları burada. Burası  “Meşhed-i Hüdavendigar” ismiyle anılıyor.  Havasıda çok güzel. Hemen yanında ufak bir müze var. Sultan Murat türbesinin türbedarları da Buharaları bir aileden geliyormuş. Bu bir gelenekmiş. Sülalece nesilden nesile geçiyormuş Sultan Murat’ın türbedarlığını yapmak. Hatta türbenin avlusunda türbedarlarında mezarları var. Türbedari ailesi. Türbe avlusundaki büyük çınar ağacı ağzımızı açık bırakıyor ihtişamıyla. Resimler çekiliyoruz. Burası huzur veriyor insana. Mübareğin havasında mıdır bilmiyorum ama saatlerce kalınabilir burada.

Akşam Halveti tekkesini ziyaretimiz olduğundan hızlıca  Prizren’e doğru yola çıktık. Akşam  yemeğimizi şehrin dışında çok güzel bir yerde yedik. Yeşillikler arasında harika bir yerdi.

500 yıllık Halveti Tekkesi, kominizmin döneminde bile kapatılmamış. Cami’ye çok yakın. Cuma akşamları saatlerce zikir yapıyorlar. Tekke’nin içinde postlar ve entrumanlar dikkatimizi çekiyor. Harika bir mekan. Perşembe günü buralardaysanız muhakkak tekke’ye yolunuz düşsün diyoruz:=)

Ertesi gün sağolsun İlyas Amca bizi Prizren Müftüsüyle ile tanıştırdı.İlyas Amca demişken; bir garip derviş misali, savaş görmüş, mücahid havasıyla, Aliya İzzetbegoviç’in silah arkadaşı, mütebessim çehresiyle bizleri ağırladı.

Şehrin ortasında olan Osmanlı’dan kalma hamamı, sadece minaresi kalan bir camii’yi ve namazgahı gördük. Bayraklı Camii’ni gezdik, öğe namazımızı birlikte kıldık. Sonrasında Kale’ye tırmanmaya başladık. Kestirme yolu değil de en uzun yol olan dağları aşarak Kaleye ulaştık. Kale’den şehir o kadar estetik gözüküyor ki. İhtişamlı karla kaplı dağlar, tam ortasından geçen dere yanında sünbül gibi süzülen Sinan Paşa Camii…

Kale’nin hemen altında savaş öncesi Sırplar yaşarmış onların evleri ve iki kilise var. Evler terk edilmiş. Tek tük kimselerin olduğu söyleniyormuş fakat kimseyle iletişimleri yokmuş.

Gün batmıştı artık Kale’den inerken yarın gezimizin bitmesi hüznüyle birlikte çarşıdan hatıralık bir şeyler aldık, değişik tatlıların tadına baktık. Akşam Mualla kardeşe yemeğe davetliydik. Tam bir Arnavut. Becerikli, estetik, mücadeleci, iyi niyetli, samimi…Nasıl memnun etti bizi. Akşam kahvelerimizi içerken  sandıktan çıkarttıkları yöresel kıyafetlerle kısa bir şov yaptılar. Gece geç saatte son macchiatolarımızı içerek günü kapattık.

Ertesi sabah namazdan sonra vedamızı Kosova böreğiyle yaptık.  Havalanına giderken arkamızda bıraktığımız Kosova’ya içimize verdiği mutluluğun yanında yüreğimize oturan hüzünle veda ettik.

Misafirperverlikleri, samimiyetleri ve içtenlikleriyle bizleri ağırlayan  Ramazan ve Meryem Uka’ya, Mualla Zaim’e ve İlyas Amca’ya gönülden teşekkürler. İnşallah karşılıklı rıza’yı kazanmaya vesile olmuşuzdur.

Yol arkadaşlarıma samimiyetleri ve yârenlikleri için ayrıca minnettarım…Varlıklarıyla bizleri ihya eden Hayriye ve Ercihan Altuntaş’a, heyecanı ve istikrarıyla  Zümrüt Kurtuluş’a, enerjisi ve neşesiyle Neslihan Sultan’a, uyumu ve şirinliğiyle Zeynep Yılmaz’a, keyfi ve huzuruyla Gülsen Güler’e…Güzel kalpli insanlar:)

Ne diyoruz; yollar dostlarla güzel ve mekanları insanlar güzelleştirir:=) Daha nice yollara…

Kosova Fotoğraflarını aşağıdaki linkten görüntüleyebilirsiniz.
http://www.yollardayim.net/?p=1094

Bir Cevap Yazın

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>